Biyodinamik Bağcılık

sinsky-2-195x300 20. yüzyılda bilindiği gibi insanlığın doğaya etkileri yüzyıllarca sürecek düzeyde, olumlu olumsuz müdahaleleri oldu. Özellikle tarım alanında kullanılan kimyasal gübre ve ilaçlar sonucunda gıda olarak tüketilen bitkilerin hastalıklara olan direnci çok arttırıldı. Bunun sonucunda verim çok yükseldi ve çok daha zorlu koşullarda ve çok daha yaygın biçimde bu ürünler yetiştirilebilir hale gelindi. Meyveler boyut olarak büyüdü, renkleri ve şekilleri güzelleşti. Böylelikle dünya genelinde kıtlığa, yokluğa ve yoksulluğa çare bulunmuştu. Ama yıllar geçtikçe bazı şeylerinde kaybedildiği anlaşılmaya başlandı. İnsanların beslenme ve sağlık ilişkisi üzerine ciddi kaygıları ortaya çıktı. Bunlar bilimsel düzeyde de yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Dahası meyveler dışarıdan çok güzel gözüküyordu ama lezzet konusunda son derece zayıftılar. Doğanın tüm koku ve tatları yavaş yavaş yeryüzünden silinmeye başlamıştı. Tüm bu sağlık ve damak kaygıları sonucunda insanların doğaya dönüş çabaları ortaya çıktı. Terminolojik olarak ORGANİK olarak adlandırılan tarım ve hayvancılık esasları oluşturuldu. Buna göre belli bir alanda bitkisel ya da hayvansal ürünler elde edilirken doğaya son derece az müdahale edilmeliydi. Kimyasal yolla elde edilen ilaçlar , gübreler ve yemlerin bu bölgelerde kullanımı kısıtlandı. Sadece az sayıda doğal bazı ilaçların kullanılabilmesi söz konusu oldu. Sonuçta bu kurallara uygun olarak ürün elde edenlere başvurdukları takdirde ve tekrar tekrar kontrol edilmek kaydıyla belli kuruluşlarca organik gıda sertifikaları verildi. Bu ürünlerin tüm dünyada talep ve fiyatları da çok daha yüksek oldu. Elbette organik tarımda maliyet de çok daha yüksek olmaktaydı . Çünkü verim daha düşük, üretim aşaması çok daha riskli, ürün elde edilene kadar geçen zaman çok daha uzun ve organik gübre-ilaçlar çok daha pahalı idi. Üstelik her toprak organik tarım yapmaya da uygun olmayabilirdi. Hastalılara hassas nemli bir mikroklimaya ve toprak özelliklerine sahip bölgelerde organik tarım yapılması zaten mümkün olamıyordu. Tüm bunlara karşın yine de tüm dünyada bu zamana kadar organik tarım ürünlerine olan talep ve ilgi çığ gibi büyümeye devam etti.
5247950989_6d9e9a31f0_z-300x199
Elbette bağcılık ve şarapçılık da bu akımdan nasibini aldı. Tüm dünyada organik tarım esaslarına uygun olarak şaraplık üzüm bağları oluşturulmaya başlandı. Böyle üreticiler hemen dikkat çekmeyi başardılar ve gururla şaraplarını dünya pazarlarına sundular. Bugün yine tüm risklerine maliyet sorunlarına karşın organik bağ şaraplarının daha sağlıklı, daha parfüme, daha meyvemsi , daha karakteristik ve daha uzun ömürlü oldukları düşünülüyor. Talep de dolayısı ile gitgide yükselmeye devam ediyor. Ülkemizde ise yakın geçmişe kadar çok az bulunan organik bağ şarapları bu yıl içinde önemli bir artış gösterdi. Küp Şarapçılığın ardından şuan için LA Wines, Chateau Nuzun, Barbare, Vinolus ve Nusretbey tamamı organik olan bağlar oluşturmuş durumdalar. Elde edilen şarapların ise hemen hepsinin belli bir kalite çıtasının üzerinde olduğu gözlemleniyor. Bu yazının esas konusunu oluşturan BİYODİNAMİK BAĞCILIK ise organik bağcılıktan çok daha öte ve çok daha çılgınca bir şey. Öncelikle şunu söylemek lazım organik bağcılık, biyodinamik bağcılığın zaten bir ön koşulu; olmazsa olmazı. Bunu şu yüzden yazıyorum çünkü, (ancak ülkemizde telaffuz edilebilecek bir şey herhalde) organik olmadan “biyodinamik bağcılık yapıyorum yapacağım” iddiaları dile getirilebiliyor zaman zaman. Hayaldi bu da gerçek oldu anlayacağınız!

BİYODİNAMİK BAĞCILIK NEDİR?

Biyodinamik bağcılığın esası şu. Sadece doğanın enerjisini kullanarak kendi kendini idame ettiren, sürdürülebilir ,dışarıdan hiçbir maddenin doğal bile olsa girmediği ,dış dünyadan tamamen izole tutulan steril bir çevrede bağ oluşturmak . Ve sonuçta doğadan aldığını doğaya fazlasıyla geri sunabilmek. Bu sebeple organik bağcılıkta kullanımı serbest olan organik ilaç ve gübrelerin bile kullanımı burada söz konusu değil. İlaç gerekiyorsa da gübre gerekiyorsa da bunları o sahadan kendin yaratacaksın. Gübreler için bağlar çevresinde büyük baş ve küçük baş hayvanlar besleyecek , çevrenin doğal florasını zenginleştireceksin . Hayvanların dışkılarından, yabanıl otlardan, üzümlerden arta kalan sap ve kabuklardan mama hazırlar gibi besleyici ve ilaç niyetine kompostlar hazırlayacaksın. Zararlı olduğunu düşündüğün canlılar için doğal yırtıcılarının( yarasa, baykuş gibi) yaşam olanaklarını arttıracaksın. Böcekler için kendi elinle onları yok etmeyip sadece dikkatini başka yönlere çekebilmek için başka türlerden çiçek ve bitkileri (lavanta gibi) kullanacaksın. Asmaların hastalıklara olan direncini arttırmak ya da nemliliği azaltmak için doğadan bazı özel bitki çayları hazırlayacaksın. Yani aslında bir bağ değil büsbütün bir çiftlik yaratıyorsun. Ancak doğayla savaşmayan, onu yola getirmek için kavga etmeden sadece sessizce kendi kendine çekişmesine olanak tanınan bir çiftlik. Mikroorganizmalardan zengin bir toprak, yabanıl bitkiler, böcekler, yabanıl ve evcil hayvanları barındıran zengin bir biyoçeşitliliğe sahip ekolojik bir çiftlik. Ve tabi ki bu çiftliğe hiçbir teknolojik aygıt sokmuyorsun. Traktör yerine yüzyıl önce olduğu gibi sadece atlarla bağı sürebiliyorsun. Buradaki amaç ise toprağın fazlaca ezilmemesi. Daha uç örneklerinde ise tüm bağcılık faaliyetleri de ayın, güneşin ve yıldızların takvimine göre planlanıyor. Baştan dediğim gibi çılgınca ve bir o kadar da büyülü bir şey biyodinamik bağcılık. Gerçekten yapabilenlerin eline sağlık demekten başka bir şey diyemiyorum.
former_racehorse_stuart_pulls_a_ground_powered_spr_9908783494-300x225
PREPARAT VE KOMPOST HAZIRLIĞI:

Biyodinamik bağcılık çok yeni gibi gözükse de geçmişi insanlığın on bin yıllık tarım deneyimlerine uzanan ve buralardan beslenen bir tarım anlayışıdır. Modern kökenleri ise 1924 yılında Avusturyalı bilim adamı Rudolf Steiner tarafından ilk kez oluşturulmuştur. Son 20 yıl içinde de Fransız Nicolas Joly gibi bazı idealist bağcılar tarafından daha iyi ve daha doğal şarap yapabilme adına bu yöntemler bağcılıkta da kullanılır olmuş. Biyodinamik bağcılık için birçok yöntem olsa da istisnai temeli doğadan çeşitli preparat ve kompostlar hazırlamak üzerinedir. Kompost gübre demek değildir. Gübre direkt bitkilerin gelişimi için kullanılırken, kompost ise toprağın yapısını zenginleştirmek içindir. Yani dolaylı yoldan gübre etkisi elde edilmiş olur. Kompost belli bitkisel ve hayvansal artıklarından oluşan karışık yığınlarla, bazı preparatların birleştirilmesi sonucunda elde edilir. Yaklaşık 10 adet preparat hazırlama yöntemi mevcuttur. Kod numaraları ile anılan bu preparatların en ünlüsü ise 500 no’lu olanıdır.
500: (Horn Manure): Bir öküzün boynuzu sığır dışkısı ile doldurulup bağın bir köşesinde toprak içine sonbahar aylarında gömülür. İlkbahara kadar tutulan bu boynuzlar içinde sığır dışkıları fermente olurlar ve barındırdıkları mikroorganizma sayısı binlerce kat artar. Sonra dinamikleştirme safhasına geçilir. Bu boynuz topraktan çıkarılır saat 15 civarında içeriği yuvarlak bir kap içinde ılık suyla karıştırılır. Ve akşam üstü geç saatlerde oluşturulan bu sulu içerik bağa serpilir. Böylelikle toprağın humus formasyonu zenginleştirilmiş olmaktadır.
BD501takingout-208x300
501: (Horn Slica) Parçalanıp toz haline getirilen toz kuartz yine öküz boynuzu içine doldurulup ilkbaharda toprak içine gömülür. Sonbaharda çıkarıp yine sulandırılarak karıştırılır. Sonrasında bulutlu bir günün sabahı asma yaprakları üzerine püskürtülür. Amaç nemliliği azaltıp mantar hastalıklarının önüne geçmektir. Ayrıca fotosentezi de güçlendirdiği bilinmektedir.

508 : Atkuyruğu bitkisi küfler ve mantar hastalıkları için direkt üzümlere sprey olarak hazırlanır.
Kompost Oluşturma:

Civanperçemi (502), Papatya (503), Isırgan otu (504), Meşe kabuğu (505), Karahindiba (506), Kedi otu (507) gibi çiçekler farklı farklı şekillerde fermente edilirler. Sonrasında belli miktarları su içinde karıştırılıp bir nevi bitki çayı oluşturulur. Daha sonra bu bitki çayı evcil hayvan dışkısı, saman, üzümün arta kalanlarından (sap,çöp,kabuk,çekirdek) oluşan karışık yığınların merkezine, oluşturulan kanallardan dökülür. Kompost yığınının merkezinde ısı oldukça yüksektir bu da mikrobiyolojik çoğalmayı hızlandırıran bir etmendir. Böylelikle bir yılın sonunda KOMPOST adı verilen tamamen organik bir gübre çeşidi elde edilmiş olur. Bu da büyümeyi stimüle etmek ve dayanıklılığı arttırmak amacı ile asma diplerine sunulur.

Bir preparat örneği: 502; Bir geyiğin kurutulmuş idrar kesesi içine Civanperçemi çiçekleri yazın doldurulur sonrasında kışın toprağa gömülüp baharın çıkarılır.Picture_389-300x199
BİYODİNAMİK BAĞCILIK İÇİN YAPILAN İŞLEMLER:
untitled
* Bağ alanının dışında bitki çeşitliliğinin arttırılması. (Floranın zenginleştirilmesi) ( Lavanta tarlaları oluşturulması, zeytin bahçeleri ve diğer bazı ağaç ve çiçeklerin ekilmesi)

* Bağ sıraları aralarına ihtiyaca göre toprağı kaplayan otların ekilmesi. Bunlar şiddetli yağmurlarda toprağı stabilize eder, kuraklık dönemlerinde nemliliği sağlarlar, toprağın humus formasyonunu zenginleştirirler ve evcil havyanlar için besin kaynağı olurlar

* Çiftlikte sığır, koyun gibi evcil hayvanlara yer açarak onların dışkılarından kompost yapımında faydalanmak. (Onların yemlerinin bile organik olması kaydıyla)

* Zararlı böcek ve kemirgenlere karşı vahşi doğal yaşamı da teşvik etmek. ( Yarasa, baykuş, atmaca yuvaları oluşturmak gibi)

*Kompostlar, Spreyler hazırlamak

* Bağların sadece atlarla sürülmesi ve havalandırılması.

*Güneş ve ay döngülerine göre bağcılık faaliyetlerini yürütmek.IMG_2013-200x300Biyodinamik bağcılıktan söz ederken bu akımın en şiddetli savunucusu ve yayınladığı bir çok kitap ile de bu işi tüm dünyaya öğreten Nicolas Joly ‘den bahsetmeden olmaz elbette. Fransa’da Loire Valley- Savennieres apelasyonunda Coulee de la Serrant adlı Chateau’nun sahibi. Tamemen biyodinamik ilkelere bağlı kalarak oluşturduğu Chenin Blanc bağlarından son derece sıra dışı buruna sahip şaraplara imza atmakta. Kendi görüşüne göre biyodinamik bağcılık, organik bağcılıktan farklı olarak her şeyi doğadan kendi kendine yapmasını beklemeden, uygun radyo frekansını ayarlar gibi doğaya ince ayarlar vererek onun işini yapmasında yardımcı olmaktır. Bugün dünyada biyodinamik tarım için DEMETER adı verilen bir sertifikasyon sistemi oluşturulmuş durumdadır. Son olarak şunu da belirtmek lazım; o kadar kurallara bağlı bağcılık aşamasında sonra şarap yapımı aşaması da bekleneceği üzere manüpülasyonlardan uzak, sadece doğal vahşi mayaların sadece kullanıldığı bir süreç. Bu noktada biyodinamik bağcılığın doğal şarap üretimi ile mutlaka taçlandırılması gerekiyor.Nicolas-Joly1-300x168
Ülkemizde ise herhangi bir sertifikaya henüz sahip olmasa da biyodinamik bağcılık ilkelerini kısmen uygulamaya çalışan tek bir üretici söz konusu; o da Trakyalı yeni üreticimiz BARBARE . Tüm risk, maliyet, zaman dezavantajlarına rağmen Barbare, üreticinin başarılı ve bu konuda deneyimli şarap yapımcısı Akın Gürbüz denetimindeki organik-biyodinamik bağlarından 2009 rekolteli ilk şarapları da geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkardı. Bakalım şarapların şişedeki gelişimleri organik şaraplardan beklendiği ve iddia edildiği gibi uzun ve olumlu olabilecek mi? Bence ilk sonuçlar şimdiden çok başarılı. Gerisini zaman gösterecek elbette. Sizlerin de organik ve biyodinamik bağcılıkla ile ilgili katkılarınızı merakla bekliyorum.

VIDEO (YouTube üzerinden)

————————————————-

KAYNAKLAR:

wineanorak.com

jpvwines.com

organicwinejournal.com

coulee-de-serrant.com

montinore.com

ceago.com

ediblecommunities.com

wikipedia.org