Ankara’nın Kalecik ilçesinde kurulu Vinkara Bağcılık ve Şarapçılık Fransız Meşe fıçılarda olgunlaştırdığı şaraplardan oluşan ve yeni bir seri olarak çıkan MAHZEN‘ i geçtiğimiz günlerde tüketime sundu. Mahzen serisinde şuan için 3 adet şarap bulunuyor. monosepaj olarak Kalecik Karası ve Chardonnay ; kupaj olarak da Cabernet Sauvignon&Merlot&Syrah. Özelikle Mahzen Kalecik Karası bu yıl 2.si yapılan İstanbul Master of Wine etkinliğinde aldığı 92 puan ve birincilikle (ki tadımın en yüksek puanı bu oldu) son derece dikkat çekmişti. Sonrasında da bu başarı Master of Wine’lar tarafından pek uluslararası yazıya da konu edilmişti.
—————
Vinkara Bağları Ankara Kalecik’te Kızılırmak Vadisi içinde ve 650 m rakımda yaklaşık 420 dönümlük bir alanı kaplamakta. Bağlarda Kalecik Karası yanında Öküzgözü, Boğazkere, Emir ve Narince gibi diğer Anadolu üzümleri ile Cabernet Sauvignon, Merlot, Sauvignon Blanc, Chardonnay, Riesling gibi yabancı üzüm türleri yetiştirilmekte. Üreticinin özellikle Kalecik Karasına karşı özel bir ilgisi söz konusu . Öyle ki toplam bağ alanının %60′ı bu üzüme ayrılmış durumda. Kalecik Karasından pek çok ilginç denemeler de başlamış durumda. Yakın gelecekte %100 Kalecik Karasından Türkiye’nin ilk “şampanya metodu ile yapılmış doğal köpüren şarabını “ tüketime sunacaklar. Yine Kalecik Karasından yapılan passito tarzında doğal tatlı şarapta fıçıda dinleniyor. Gelecek yıl tüketime sunulması planlanıyor. Tüm şarapların üretiminde ve bağların kontrolünde İtalyan Önolog Signor Marco Monchiero Vinkara’ya destek olmakta.
————————–
Yeri gelmişken biraz da Kalecik Karası üzümünden de bahsedeyim. Kalecik Karası üzümü adı üzerinde Orta Anadolu-Ankara-Kalecik ilçesi kökenli, yerel ve son derece eski bir siyah üzüm türümüz. Renk olarak açık yakut kırmızısı renkli, tanence zayıf ancak meyvece son derece zengin aromatik ve yıllanabilir(?) özellikte şaraplara imza atmakta. Bana kalırsa genç şarapları sofra şarabı niteliğinde vasat şaraplar iken; tam bilemediğim nedenlerle iyi işlenmiş, meşe fıçılarda olgunlaştırılan ve şişede dinlenen bazı örnekleri ise son derece kompleks yapıda olabilmektedir. Bu şekilde vasat-orta’dan başlayıp yıllanıp gelişebilmesi Kalecik Karası için şaşırtıcı bir ayırtedici özellik olsa gerek. Kalecik Karasının ülkemizdeki son yıllardaki öyküsü de çok ilginç. Cumhuriyet’ten önce bölgedeki Ermeni’ler tarafından tanınan ve şarap üretiminde kullanılan bir üzüm türü. Cumhuriyet yıllarında Tekel tarafından işlenmeye devam edilmiş. KALEBAĞ adı ve markası ile çok güzel sek ve tatlı şarap üretimi yapılagelmiş. Kavaklıdere tarafından da günümüzde de halen yaşayan Özel Kav şarapları yapılmış. Ancak sonrasında Kalecik bölgesinde ciddi bir FLOKSERA salgını bağların tamamına yakını kurutmuş. Şarap üretimi son bulmuş, üzüm unutulmuş hatta üzümün bile soyu tükenme aşamasına kadar gelmiş. Ankara Üniversitesi Bağcılık bölümünden Prof.Dr. Yılmaz Fidan 1980′lerin sonlarında üzümü araştırıp bulmuş Flokseraya dirençli Amerikan asma anaçlarına aşılamış ve 10 dönümlük küçük Kalecik Karası bağını yeniden yaratmış. Ve üzümü yok olmaktan son anda çekip çıkararak kurtarmış. Üzümün şaraba dönüşmesi ise Kavaklıdere’nin katkılarıyla gerçekleşmiş. Mehmet Başman’ın teşviki ile Kavaklıdere’nin Fransız danışmanı Jacques Laffort ve Ertan Anlı bu kez kolları sıvamışlar. Çoğunluğu Hocanın bağından gelen üzümlerle 1989 rekoltesi ilk monosepaj Kalecik Karası şarabını üretmişler. Bu şarap o yıllara kadar uykuda olan Türk Şarapçılığının da uyanışı olmuş. Son derece ilgi çekmiş ve çok yüksek fiyatlarla aranır hale gelmiş. Şarapçılığı ve Bağcılığı yeniden öğrenmemize çok büyük katkı sağlamış. Sonrasında Kalecik toprakları birazda bilinçsiz biçimde Kalecik Karası bağları ile kaplanmaya başlamış. Bilimsel olmayan dikimler ve hasatlar şarabın ilk yıllarda olan doğru ve gerçek şöhretini yıllar içerisinde gölgelemiş ve pek çok vasat Kalecik Karası şarabı yapılmasına sebep olmuştur. Şimdilerde ise Kavaklıdere ile birlikte 2 yeni üretici daha (Vinkara ve Tomurcukbağ ) kendi öz topraklarında Kalecik Karasını çok eski ve eski şöhretine yeniden kavuşturmak için var güçleri ile çalışmaya devam etmekteler. Bu konuda ilk sundukları ürünler de son derece umut verici çalışmalar olarak dikkat çekiyor. Bu arada rahmetli Yımaz Hoca’nın bu ilk bağı ne durumda onu da çok merak ediyorum doğrusu.
———————————-
Vinkara’nın Mahzen serisinden çıkardığı Kalecik Karası şarabında (diğer iki mahzen şarabından farklı olarak) tamamı kendi bağlarının en iyi parsellerinden elde edinen üzümlerle yapılıyor. Ve şarabın 14 ay boyunca Fransız Burgundy tipi meşe fıçılarda olgunlaşması sağlanıp bir miktarda şişede dinlenlendikten sonra tüketime öyle sunuluyor. Şarap üzümün karakterini son derece iyi yansıtan özel bir şarap. Ama ben özellikle Vinkara’dan 2013 yılında çıkacak olan ve kurutulmuş geç hasat üzümlerle yapılan tatlı Kalecik Karasını çok merak ediyorum doğrusu. Aroma profili bu kadar zengin üzümün Kuzey İtalya’nın Amarone şaraplarına benzer şekilde işlenirse çok ilginç sonuçlar alınacağına bugüne hep inanmışımdır. İlk sonuçlarını ilgiyle takip edeceğim. Son olarak Vinkara’ya bir küçük önerim daha olacak. Gerçi yerel türlere zaten gereği kadar ilgi gösteriyorlar ama Orta Anadolu’nun unutulan 2 yerel beyaz üzümü daha var. HASANDEDE ve SUNGURLU. Bu iki üzüme de bağlarında küçücük bir yer açabilirlerse çok derece mutlu olacağım.
———————————
Vinkara Mahzen Kalecik Karası 2009
STİL: Kırmızı Sek Şarap
BÖLGE: Orta Anadolu-Ankara-Kalecik
BAĞ: Vinkara Bağları
ÜZÜM: Kalecik Karası %100
MEŞE: 14 ay Fransız Burgundy Meşe Fıçı
——————————–
86:
Renk açık yakut kırmızısı. Burunda nar, kırmızı kiraz,pamuk şekeri kokuları baskın. Ancak daha geriden meşeden kaynaklanan daha kompleks aromalarda geliyor. Damakta orta gövdeli, bol meyvemsi ve dengeli bir şarap. Dokusu çok sağlam yapılı olmasa da boşluksuz. Bitimde diri bir asidite tatlı baharatsı izlerle beraber şarabı canlı tutmayı başarıyor ve bitimin de uzun kalıcı keyifte sürmesine neden oluyor.




Sayın Özdemir,
Kalecik Karası ile ilgili sunmuş olduğunuz bilgileri çok güzel derlemişsiniz.45 yıllık akademik yaşantımın büyük bir bölümünde Kalecik Karası üzerinde çalışmış , 1965-1969 yılları arasında Kalecik Karası üzerinde Türkiye’de ilk Doktora’yı yapan bir kişi olarak ve Vinkara’nın 420 dönümlük bağlarını projelendiren, uygulamasını yapan ve verime geçişine kadar büyüme ve gelişmesine kadar doğrudan sorumluluğunu taşaıyan bir kişi olarak, bu yazınızda belittiğiniz bazı hususlara açıklık getirmek istedim.
Filoksera’nın zarar verdiği bağlarda yok olmaya yüz tutan Kalecik Karası üzümünün kurtarılması amacı ile başlatılan ve bugün Türkiye’nin önemli bağ bölgelerindeki Kalecik Karası omcaları, yazınızda sözünü ettiğiniz projenin ürünüdür. 1972 yılında başlayan bu Klon Seleksiyon Projesi üç aşamada 1989′a kadar devam etmiştir.
Rahmetli Prof. Yılmaz Fidan’ın bağı olarak bahsettiniz 10 dönümlük bağ, önder bağcı rahmetli Süleyman Köse’nin, bu projenin kurulması için Fakültemize tahsis ettiği alanda kurulmuştur. Bu bağ, Süleyman Köse’nin çocukları ve torunları tarafından daha da genişletilerek üretimine devam etmektedir.
Vinkara tesislerinin Kalecik ve Türkiye şarapçılığı için yeni bir soluk ve şans olduğunu düşünmekteyim.
Hocam ilginiz ve değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim. 50 yıllık bir birikimin sonucunda yarattığınız TOMURCUKBAĞ projesi bana çok heyecan veriyor doğrusu. Üstelik şarapların yapımında sadece vahşi doğal mayaları kullanmanız çok özellikli bir durum. Tomucukbağ’ın yeni rekoltelerini merakla bekliyorum. Merak ettiğim bir konuyu size danışmak isterim. Kalecik Karasının Amerikan Asma Anaçlarına aşılanması, üzümde bir yozlaşmaya neden oldu mu acaba. Floksera salgını öncesindeki Kalecik Karası üzümünden yapılan şaraplar neden daha uzun süre yıllanabiliyor? Görüşmek dileği ile…
Geri izleme: KALECİK KARASI | Şarap Oburu