Süryaniler bin yıllardır Ortadoğuda yerleşik olan Hristiyan kadim bir halk topluluğu. Hiç bir zaman bir kavganın, bir şavaşın tarafı olmamışlar. Sadece din , sanat ve kültürlerini geliştirmek için çaba göstermişler asırlarca. Buna karşın hep arada kalmışlar, kimseye yaranamamışlar. Sürülmüşler, onlarca parçaya bölünmüşler ve göç ettirilmişler. Sonuçta nüfusları ata yurtları olan Kuzey Mezopotamya’da sürekli azalmış durmuş. Ben Diyarbakır’da yaşadığım 2 yıl boyunca Süryanilerle ilgili çok geniş çaplı çalışmalar yaptım ve bu konuda yayınlanan bütün kitaplara ulaştım. Bloğun konusu bu olmasa da Süryaniler-Keldaniler-Nasturiler hakkında kısa bir bilgilendirme yapmak istiyorum. Hem de kendi bildiklerimi tazeleme ihtiyacı duyuyorum.
——————————-
Süryani , Arami ya da Asuri halklardan kasıt hep aynıdır. Köken olarak Süryani (Suryoyo) kelimesi Kuzey Mezopotamya’da yaşayan Asurlu pagan topluluklara verilen genel bir adlandırma olan Asuri kelimesinden türetilmiştir. Kullanıdıkları dil de Sami dil ailesinin Aramice koluna aittir. Tarihi süreçte Süryani halklar bütün ortadoğu coğrafyasına dağılım göstermişlerdir. Bugün için en önemli Süryani Toplululuğu Süryani Kadim Ortodoks Patrikliğine bağlı olanlardır ve patriklik merkezi bugün Şam ‘dadır. Kadim Süryaniler Ortodoks Hristiyan olmalarına karşın İstanbul Rum Patikanesi ile herhangi bir hiyerarjik bir bağı bulunmamaktadır. Ancak teolojik tartışmalar sonucunda Süryaniler arasında da pek çok mezhepsel bölünmeler yaşanmıştır.
——————
Hristiyanlık kelimesinin ilk kullanıldığı ve ilk kilisesenin kurulduğu yer bilindiği gibi Antakya şehridir. Antakya Roma imparatorluk dönemindeki en önemli 3 şehirden birisidir. MS. 37 yılında İsa’nın havarilerinden Petrus tarafından kurulan Antakya Kilisesi hristiyanlığın bölünmelerden önceki tarihi ve Ana kilise topluluğudur. Kilise başlangıçta ortadoğudaki tüm Arami pagan halklar için hristiyanlığa geçişte birleştirici bir rol oynamıştır. O yıllarda Fırat’ın doğusunda başkenti Urfa (Edessa) olan halkı Aramice konuşan bir krallık vardır. Urhoy Krallığının (M.Ö. 131-M.S. 249) o yıllardaki kralı olan 5. Abgar Ukomo M.S. 30 yılında İsa adını ve mucizelerini duyar ve İsa’ya bir elçiyle beraber mektum gönderir. Onu Urfa’ya davet eder. Ve yakalandığı cüzzam hastalığı için yardım talep eder. İsa kendisi gelemez ancak havalarilerinden Thomas’ın kardeşi olan elçi Aday ile beraber mektup ve yüzünü sürdüğü mendili gönderir. Sonuçta kral iyileşir elçi Aday’ın çabaları ile de Kral Abgar ve halkı hristiyanlığı kabül eder. Bu krallık resmi dini Hristiyan olan ilk devlettir ve Süryaniler tarafından kurulmuştur. İsa’nın yüzünün silüetinin bulunduğu o kutsal mendil uzun yıllar Urfa’da kiliselerde saklanmış sonrasında İstanbul’a, ardından da Latinler tarafından da Cenova’ya kaçırılmıştır.
—————————-
Süryaniler tarihte siyasi ve teolojik çatışmalar sonucunda pek çok bölünme yaşamıştır. İlk ciddi bölünme M.S. 451 ‘de Kalkedon (Kadıköy) konsülünden sonra yaşanmış o zaman ki İstanbul patriği olan Nasturius kilisece afaroz edilmişti. Bazı Süryani teologlarının da onun öğretilerini benimsemesi sonrasında bölünme yaşanmıştır. Sonuçta NASTURİLER denilen bir mezhep ortaya çıkmış. Tarihte Nasturilerin Hindistan ve Çin’e kadar uzanan çok önemli etkileri olmuştur. Partiklik merkezi bugün Musul’ dadır. Nasturiler de kendi içinde MS 1445 yılında büyük bir başka bölünme yaşamıştır. Bazı Nasturiler Katolik inancını benimseyerek KELDANİLER adını almışlar ve Roma’ya bağlanmışlar. Bağdat’ta bulunan kiliselerine de Babil Patrikliği adı verilmiş. Bu arada Batı Süryanileri de kendi içinde pek çok bölünmeler yaşamıştır. Bizans’ın baskısı ile MS 543 yılında Bizans’a ve İstanbul’a bağlı olan bir Ortodoks Hristiyan Süryani Patrikliği ortaya çıkmıştır. Bu ortodoks Süryanilere Krala tabi olanlar anlamına gelen SÜRYANİ MELKİTLER adını vermişler. (Ya da bugünkü adıyla Antakya Rum Ortodoks Kilisesi) Melkit’ler de bir grup Lübnan’da Mor Marun manastırındaki bazı rahipler 12. yüzyılda Katolikliğe geçip MARONİLER adını almışlar. Onlar da Roma’ya bağlanmışlar. Bugün için Maroniler Lübnan nüfusunun üçte birini oluşturmaktadır. Melkitlerden ve Süryani Ortodokslardan bazı kesimler de 18. yüzyılda direkt olarak Katolikliğe geçmiş yapmışlardır (RUM KATOLİK ve SÜRYANİ KATOLİK ). Son olarak misyonerlik faliyetleri sonucunda 19. yüzyılda Protestanlığı seçen Süryanilerde olmuştur. ( SÜRYANİ PROTESTAN)
———————–
Süryani Kadim Ortodoksların geçmişte çok yoğun bir nüfusta yaşadıkları Dicle’nin batısında kalan Mardin-Midyad-Şırnak bölgesine TURABDİN adı verilmektedir. Süryaniler için pek çok önemli manastır ve kiliselerin yer aldığı ;pek çok din bilginin yetiştiği kutsal bir coğrafyadır. Uzun yıllar Süryani Kadim Ortodoks Patrikliğine ev sahipliği yapan Deyrulzafaran Manastırı da (Mor Hananyo Manastırı) Mardin yakınlarındadır. Malesef siyasi nedenlerle 1293 yılından beri kesintisiz olarak patriklik merkezi olarak kalan Deyrulzafaran Manastırından 1932 yılında Patriklik merkezi çıkmış; önce Humus’a, oradan da 1959′da Şam’ a taşınmak zorunda kalmıştır. Bugünde halen Süryani Ortodoksların ruhani patriği Şam’da yerleşiktir.Konu çok derin ama burada kesmek zorundayım sanırım
———————-
Süryaniler için Bağcılık ve Şarapçılık en az Süryani tarihi kadar eski bir gelenek. Bugüne kadar her evde ya da kilisede geleneksel yöntemlerle Süryani Şarabı adıyla şarap zaten üretilmekte idi. Profesyonel bir üretime ise bölge koşullarından dolayı kimse cesaret edemiyordu. Son yıllarda Süryanilerin ata yurtlarına dönüşü, artan turizm talepleri ve Süryani Şarabına karşı olan fazlaca merak nedeniyle Yuhanna Aktaş adlı bir girişimci; Midyat’ta ciddi bir yatırım yaptı. Bir taraftan güzel bir şarahhane yapaken bir taraftan da bölgedeki bağcılığın canlanması için çaba gösterdi. Ürettiği şaraplara da marka olarak Süryanicede barış anlamına gelen SHİLUH adını verdi. Shilus adıyla ilk olarak 3 adet şarap çeşidi piyasaya sunuldu. Üçü de %100 Boğazkere‘den yapılan şaraplar içinde Shilus Manastır serinin benim için en merak uyandıran şarabı oldu. Çünkü Shiluh Manastır , Süryanilerin bölgedeki (Turabdin) manastırlarında yer alan ve bazıları asırlık asmalardan elde edilen üzümlerle yapılmış. Şarap Boğazkere’ nin bölgedeki bir klonu olan Hinvekome ‘den yapılmış. Tüm Shiluh şaraplarının yapımında Önolog Jean Luc Colin yapımında görev almış. Shiluh Şarapları modern stilde ve profesyonelce yapılan ilk Süryani Şarapları olma özelliğinde. İlk şaraplar olmasına karşın son derece temiz yapılmış. Bu bile önmli bir başarı.Üretici kendi bağlarını oluşturur ve bu bağlarda yöreye özgü türleri yeniden canlandırabilirse asıl o zaman büyük bir başarıya işte o zaman imza atmış olacaktır. Şimdi ise Süryanilerin binlerce yıllık eşsiz tarihine saygıyla beraber Shliuh Manastır 2010 şarabını içiyorum.
————————–
Shiluh Manastır 2010
STİL: Kırmızı Sek Şarap
BÖLGE: Kuzey Mezopotamya-Turabdin
BAĞ: Manastır Bağları (Mor Gabriel ?)
ÜZÜM: %100 Boğazkere
MEŞE: yok
—————————–
82:
Yakut renginde. Burunda kuru meyve , baharat ve vişne kokuları belirgin. Damakta orta gövdeli meyvemsi ancak tanenler çok sivri olarak hissediliyor. Tanenler bitimde de oldukça rahatsız edici düzeyde ve keyifli bir final sunmuyorlar. Ama yinede insanların binlerce yıldır ibadet ettikleri kutsal topraklarından çıkan bu şarap son derece özeldi benim için. Umarım yeni rekolteleri de her zaman erişilebilir olur.






Geri izleme: SHILUH SÜRYANI ŞARABI | Şarap Oburu