Yıl Sonu Analizlerim 2013: Yassak Kardeşim

kalpak
Chateu Kalpak

“İnsan gerçekten hayret ediyor” doğrusu. 2013 yılı Türk şarapçılık sektörünün en kötü, en moral bozucu yıllarından birisi oldu. Son 10 yılda ülkemizin bilinç ve eğitim düzeyi en yüksek insanları tarafından mucizevi biçimde büyütülen bir sektör devlet eliyle nasıl batırılmak için çalışılır an ve an takip ediyoruz. “Kanyon Şarap Günleri” nde bağzı gazetelerce yapılan provakatif yayınlar, yaz başında sonuçlarını verdi ve uygar ülkelerin hiçbirinde eşi benzeri olmayan yasaklarla yüz yüze kaldık. Aslında medyada sadece gece 22-sabah 06 arası alkollü içki satışının yasaklanması gibi lanse edilen yasa birçok yönüyle Avrupa Birliğine girme isteğinde iddiasında olan bir ülke için insan haklarının açıkça ihlali anlamını taşıyan maddelerle dolu. “Ne suretle olursa olsun reklam ve tanıtımı yapılamaz” NOKTA. Yani üretici olarak resmi internet sitende emek emek ürettiğin bir ürüne dair bilgi veremezsin, etiket resmi koyamazsın, hatta üzüm fotosu bile koyamazsınız çünkü gençleri alkole özendirirsiniz; bağ turu yapamazsınız, broşür basamazsınız, tadım organizasyonu yapamazsın, yeni ürünlerini insanlara duyuramazsın, resim sergisine bile sponsor olamazsınız, telefonla sipariş alamazsın, ürününü kargo ile yollayamazsın, şarabım kötüdür içmeyin bile diyemezsiniz. YASAK YASAK YASAK. Gerekçe anayasa’nın verdiği gençleri koruma görevi. Sanki gençler adeti 50-100 TL lik bir şarap şişesine bakıp alkole özenecekmiş gibi. Gençliği fastfood’dan, GDO’dan sigaradan, uyuşturucudan, şiddet içerikli oyunlardan ve çocuk yaşta zoraki evliliklerden korudunuz bitti geriye sadece üç beş butik şarap üreticileri kaldı öyle mi? İşin sansür kısmını bilişim çağında uygulamak kolay mı tartışılır tabi ama o zaman dünyada ne kadar şarap, bira, viski üretici varsa hepsinin internet sitelerinin Türkiye’den erişimini yasaklanması lazım değil mi? Yasak sadece Türk vatandaşlarına ve Türkçe’ye mi? Ne yazılsa boş aslında tutarlı mantıklı hiçbir tarafının da olmadığı açık ama insan içini dökmeden de duramıyor. Fark etmişsinizdir artık medyada da şarap ile yazılar artık pek çıkmaz oldu. En kötüsü de şarabın itibarının bu kadar ayaklar altına alınması. Yani devlet bürokrasisinde en üst düzeyde Cumhurbaşkanlarının yabancı üst düzey konuklarına akşam yemeklerinde ikram ettiği, ülkelerine dönerken yanlarına sembolik biçimde hediye olarak sunulan bir içecekten söz ediyoruz burada. Bu acımasızlığın sebebini ise hala anlayamıyoruz…

1001702_487249654689930_66635362_n
Urlice Mahzen

Neyse ben kimsenin hiçbir üreticinin reklamını tanıtımını yapmıyorum, ticari bir gelirim yok kimse okusun da diye de bu satırları yazmıyorum. Kötüyü yazmak, eleştirmek, şaraba dengesiz demek, ekşi demek, acı demek alkole özendirmek olamaz herhalde. Uygar dünyadaki yüzlerce örneğinde olduğu gibi kendi kendime bir hobi şarap bloğu hazırladım yazıyorum. Binlerce yıllık Anadolu kültürüne ve gelmiş geçmiş tüm medeniyetlere olan saygımdan dolayı yazıyorum. Yurtdışından şaraba dair Türkiye’de Türkçe metinler olduğunu göstermek için yazıyorum. Ülkeme ve bu ülkeyi kuranlara saygımdan dolayı yazıyorum. Son olarak belirteyim bilinçsiz alkol tüketimini özellikle de yüksek alkollü içeceklerin sorumsuzca gelişigüzel tüketilmesini elbette doğru bulmuyorum. Bu durum sizde medikal, psikolojik, sosyal, hukuksal ve ekonomik pek sorunlara yol açabilir. Ama kararında az miktarda yemeklerle birlikte tüketilen şarap için bilimsel veriler artık çok açık. Şarap kalp damar sağlığınızı korumaya ve bazı kanser türlerinden korunmanıza yardımcıdır. Bakınız akademik etkisi çok yüksek A sınıfı bir dergi olan “Journal of Clinical Oncology” bu yıl yayınlanan bir makale. İsteyen herkese fulltext’ini de gönderebilirim.

yayın sonGelelim yılın en iyi bulduğum şaraplarına. Yine belirteyim bu liste sadece benim tatma şansı bulduğum şaraplar içinden oluşturuldu. Tatmadığım pek çok şarap tarafımdan atlanmış ve onlara haksızlık edilmiş olabilir. İkincisi bu benim sadece kişisel görüşüm olup doğruluğu konusunda her zaman olduğu gibi hiçbir iddiam yoktur. Ben sadece her yıl yaptığım ve yazdığım formatı biraz çeşitlendirerek kişisel gözlemlerimi aktarıyorum.

Bu yılın bana göre en heyecan verici gelişmeleri ise unutulmaya yüz tutmuş antik üzüm türleri başta olmak üzere tüm yerel üzüm türlerimizdeki çeşitlilikle yaşandı. İlk kez bu kadar çok yeni ve yerel üzümlerden yapılmış monosepaj-kupaj şaraplarla karşılaştık ki, bu gelişme yabancı üzüm hayranlığının etkileri kısmen de olsa silinmeye başladı anlamını taşır. Özetle;

securedownloadacık

Likya kendi yöresinde keşfettiği ve bin bir emekle çoğalttığı ACIKARA üzümünden ilk kez küçük bir parti kırmızı sek şaraba imza attı. Bu ilk örnek son derece umut verici oldu doğrusu. Öyle ki MOW etkinliği nedeniyle ülkemize gelen otörleri de şaşırtarak en iyi Türk üzümü olabilir mi değerlendirmeleri bile yapıldı. Urla’nın yeni üreticisi USCA antik en eski üzüm türlerinden birisi olan FOÇA KARASI üzümünden bu yıl ilk kez rose tatlı bir şarabı bizlerle tanıştırdı. Ege’den yerel kırmızı üzüm eksikliğimiz düşünüldüğünde de çok önemli bir çaba olduğu bir gerçek. Etiketinde okumak bile benim için çok keyifli oldu. Umarım yakın gelecekte sek veya tatlı bir çok denemelerle de gündemde kalmaya devam edecektir.

securedownloadmisk

İzmir-Kemalpaşa Nif Bağları‘ndan, Urla Şatomet ve Foça Taşköy bağlarından yapılan sek BORNOVA MİSKETİ şaraplarının hepsi de ben de büyük heyecan uyandıran sürprizlerdi. Son zamanlarda tattığım Bozcaada’dan Çamlıbağ ‘ın Ayapetro adını verdiği VASİKALİ şarabı vahşi mayaların ve erken-geç hasat ürünlerin bir arada kullanıldığı eşsiz bir örnek olarak hafızama kazındı. Yine adadan Corvus‘un Teneia adında ÇAVUŞ üzümlerinden uzun yıllardır yaptığı sek beyaz şarap bu sene 2011 rekoltesinde çok iyi denge ve mineralsi dokusu ile epeyce beni şaşırtan bir şarap oldu doğrusu. Suvla ‘da kendi bağlarından ilk kez KARASAKIZ ve KINALI YAPINCAK şaraplarını bizlerle tanıştırdı. Ki devamını ve daha iyilerini kendilerinden rica ediyorum. Son büyük sürprizi de artık yaygın olarak yetiştirilen KALECİK KARASI üzümünde yaşadık. Orta Anadolu’nun en büyük üreticisi konumundaki Vinkara, Kalecik Karası’ndan kurutulmuş üzümlerle, Tatlıca adını verdiği çok başarılı passito tarzında yarı tatlı kırmızı şarabı çok kısa bir süre önce tüketime sundu.

securedownloadyapınc

——————————————————————————————————————

YILIN EN İYİ KIRMIZI ŞARAPLARI

Bu katagoriyi sıralarken her zamanki gibi burundaki kompleksite, damaktaki gövde, yoğunluk, doku, denge, fıçı entegrasyonu, bitim uzunluğu ve yıllanabilme potansiyellerini baz alınarak yaptım. İlk beşim şöyle:

fotograf (1)merlot

1- Chamlija Merlot 2011: Yılın kesinlikle en iyi kırmızı şarabı. Damakta son derece güçlü ve masif bir dokuya sahip. Kesinlikle ciddi bir yıllanma potansiyeli taşıyor. Chamlija’nın da en iyi kırmızısı olması yanında sanırım ülkemizde bugüne kadar yapılmış en iyi Merlot. Bu yıl “Mondial du Merlot&Assemblages 2013″ den altın madalya ile dönüşü de Türk şarapçılığının prestiji açısından çok olumlu bir gelişme idi.

2-Melen Shiraz Rezerve 2010: Her zaman her rekoltede Melen’in en iyi şarabı aslında. Ancak 2010 rekoltesi tarihinin zirvesi olmalı. Burunda son derece kompleks bir aroma profili damakta güçlü olgun tanenlerle uzun bir final sunuyor. Trakya’nın Marmara kıyılarına Syrah-Shiraz çok yakışıyor doğrusu. Melen’de bunun en eski en klasik örneği.

3-Chateau Kalpak blend 2010: Şarköy’ün üstünde hem Marmara’yı hem Ege’yi tepeden gören müthiş etkileyici bir manzaraya sahip bir şato’nun ilk rekolte şarabı. 20 senelik bir çabanın ilk meyvesi dolayısıyla başarısı asla rastlantısal değil. 120 önümlük tek bir bağın farklı parsellerinen yapılmış bir Bordeaux kupajı. 18 ay Fransız Meşe fıçılarda olgunlaştırılmış ama fıçıya boyun eğmemiş. Kompleks güçlü meyvemsi olgun tanenli ve dengeli. Boredaux stilinin bu yılki ülkemizdeki en başarılı örneği. Tam bir şato şarabı.

4-Likya Malbec 2012: Bence Malbec, Pinot Noir ile birlikte Likya platosuna en iyi adapte olan yabancı üzüm türü oldu. Podalia’da kalecik karası ile kupaja girerken bu yıl ilk kez az miktarda monosepaj olarak da şişelendi. Bu şarapta beni en çok etkileyen burunda aldığım ve çok sevdiğim sedir ağacı kokusu. Likya Malbec ve Acıkara üzerinde durmaya mutlaka devam etmeli.

5-Prodom blend 2011: Prodom ülkemizin yabancı üzümlerden yapılmış bence en özgün şarabı. Her zaman olduğu gibi Syrah(%60) Petit Verdot(%30) ve Cabernet Franc(%10) kupajı olan 2011 rekoltesi ise bence 2007 ile birlikte en iyisi oldu. Çok sıcak bir iklimden gelmesine rağmen tanenler son derece olgun, alkol ise dengeli. Ne burunda ne damakta yeşil tonlar asla yok. Bunun en temel sebebi muhtemelen Syrah’ın üzerine Aydın’a çok iyi adaptasyon gösteren Petit Verdot’un sinerjistik katkısı olmalı diye düşünüyorum. Her yıl yakın takipçisiyim.

——————————————————————————————————

YILIN EN ZARİF KIRMIZI ŞARAPLARI

Bu katagoriyi ilk kez düşündüm. Sonuçta bir Bordeaux kırmızısı ile Burgundy kırmızısını yan yana getirip sıralamak doğru olmaz elbette. Elmalarla armutları ayrı değerlendirmek lazım. Burada da bana bu yıl en çok keyif veren, burunda floral-canlı meyvemsi tonların yoğun olduğu; damakta dengeli akıcı , lezzetli tanenleri olan, uzun bir bitime sahip zarif kırmızıları ayrıca sıraladım. Her 3 şarabı da eşit düzeyde sevdim diyebilirim. En büyük handikap bu şarapların çok kısıtlı miktarlarda yapılmış olmaları. Özellikle Kalecik Karasının Cabernet Franc ile olan uyumlu birlikteliğinin keşfi önemli oldu.

2013-09-03 22.03.03

*Chateau Kalpak Kalecik Karası Merlot 2010

*Gordias Kalecik Karası Cabernet Franc 2012

* Likya Pinot Meunier 2012

———————————————————————————————————–

YILIN EN İYİ BEYAZ ŞARAPLARI

securedownload sb

Genel olarak beyaz şaraplarımızın tümü bu yıl da olumlu yönde gelişmeye devam ettiler. Artık eskiden çokca olduğu gibi asiditesi düşük , hantal, meyvesi çekilmiş beyaz sek şaraplara pek rastlamıyorum doğrusu. Bütün üreticilerin orta-alt segment beyazları dahi keyif veren hatasız şaraplar olarak dikkati çekiyorlar. Bu durumda restaurantta bir akşam yemeği için pahalı sayılabilecek bir beyaz şarap ısmarlamak biraz anlamsız kaçıyor sanki. Bu yıl epeyce güzel beyaz şarap tükettim ama fiyatlarını da baz aldığımda 3 şarap bende öne çıktı.

1-Sevilen İsabey Sauvignon Blanc 2012: Her yıl iyiydi ama 2012 rekoltesinde ciddi kompleks mineralsi bir dokuyla karşımıza çıktı. 30-35 TL bandında tam bir yemek beyazı.

2-Taşköy Foça Sauvignon Blanc 2012: Burunda çok tipik bir Sauvignon. Güçlü asiditesi ile ana yemekten önce giriş ve mezeler için son derece ideal bir yaz beyazı. Beni en çok şaşırtan beyaz performansını bu yıl bu şarapta yakalamadım.

3-Corvus Teneia Çavuş 2011: Vasat denilen sofralık denilen bir beyazdan yine çok başarılı beyaz şarap. Corvus’un hatta Bozcaada’nın en iyi beyaz şarabı olmuş. Asidite mineralite ne ararsanız hepsi var. Çok dengeli.

———————————————————————————————————–

YILIN EN İYİ ROSE ŞARAPLARI

securedownloadrose

Suvla Sur Rose 2012: Suvla rose şaraplar konusunda üst ihtisas yapıyor neredeyse. Hepsi birbirinden başarılı olmasına karşın kendi bağından tek parsel %100 Syrah üzümlerinden yaptığı Sur Rose tam bir başyapıt. Hem aromatik hem gövdeli bir yemek rosesi. Yılın en iyisi.

Urlice Vin Gris 2012: Bu şarap da blush stilinin bence birincisi.Urlice’nin %80 Merlot %20 Syrah üzümlerinden yaptığı blush stili yazlık rose şarap. Tam bir deniz kenarı içeceği. Hem aromatik hem ferahlatıcı ve Ege mezeleri ile müthiş uyumlu.

———————————————————————————————————–

EN İYİ ÖZEL ŞARAP

downloadtatlıca

*Vinkara Tatlıca 2011: Vinkara’nın kurutulmuş Kalecik Karası üzümlerinden yaptığı yarı tatlı kırmızı şarap. Üzümün potansiyelinin üstüne çıkmış tatlımsı bir şarap.Kırmızı üzümden türünün ülkemizdeki ilk örneği.

————————————————————————————————————

FİYAT-PERFORMANSI EN BAŞARILI ŞARAPLAR

Benim aklımda kaldığı kadarıyla fiyatı ile kalitesi arasındaki en fazla farkın yaşandığı iki şarap şu oldu. Elbette pek çok yakın benzer örnek sıralanabilir. Umarım hala kaliteleri yakın düzeyde iken fiyatları da artışa geçmemiştir.

securedownload by

KIRMIZI: Erkul Uluca Kumkapı 2012

BEYAZ: Foça Taşköy Sauvignon Blanc 2012

————————————————————————————————————

EN İYİ ETİKET TASARIM

2013-04-14 17.03.23

Görselliğin de şarapta çok önemli bir nokta olduğu yadsınamaz bir gerçek. Bir çok uluslararası yarışmada da artık bu yönde seçimler yapılıyor. Bana göre en iyi etiket sunumu tartışmasız Chateau Kalpak şaraplarında. Etiket dışında şarap şişelerinin sarılı olduğu kağıttan tutun koliye kadar kesinlikle farklı bir özen söz konusu. Satın aldığınız ürünle kendinizi özel hissettiren bir duygu yaşatıyor.

491 views

Tadım Notları kategorisine gönderildi | Yıl sonu değerlendirme ile etiketlendi | 7 yorum
Vinkara Tatlıca 2011
Umut Özdemir tarafından 28 Aralık 2013 tarihinde gönderildi
downloadtatlıcaKalecik Karası üzümünden yapılan sek kırmızı şarapların kalitede vasatın üstüne çıkmaları oldukça nadir karşılaşılan bir durum. Bana göre monosepaj örnekleri içinde bu yıl üzümün karakterini en iyi yansıtan örnekler Tomurcukbağ Rezerv, Vinkara Mahzen ve Sevilen Plato serisinden çıkan şaraplar oldu. Bu başarılı şaraplar bile yıllara pek meydan okuyacak gibi durmuyorlar. Oysa 1970li yıllardaki örnekleri yıllandıkça daha da kompleks bir yapıya kavuşan ve şimdi ki örneklerinden çok farklı yoğunlukta şaraplarmış. Üzümün eski klonlarından mı, bağ dizaynından mı, bağ lokasyonundan mı veya iklim koşullarından mı tam olarak sebebini bilemiyorum doğrusu. Ama ben hep üzümün aromatik profilini yoğunlaştırmak için aynen “Amarone” stilinde olduğu gibi sek şarap yapılacaksa bile Kalecik Karasını bir süre güneşte ya da gölgede kurutmak ve ondan sonra işlemek gerektiğini düşünmüşümdür. Elbette böyle bir prosesde ortaya çıkan yüksek alkolü dizginlemek için uzun yıllar fıçılarda dinlendirmek gerekecektir. Bu çok zahmetli yol bence Kalecik Karası için belki de en doğru çıkar yol olabilir diye düşünüyorum. Bunun dışında elbette doğal tatlı ya da fortifiye şarap örneklerinin de çok başarılı sonuçlar ortaya çıkaracağı açıktır.

kalebağ
Kalebağ: Kalecik Karası üzümünden likör fortifiye bir kırmızı şarap. 1960′ların Tekel’inden bir nostalji

Şimdi benim de uzun süredir merakla beklediğim ve hayalini kurduğum doğal tatlı kırmızı bir şarap Vinkara ‘dan çıktı. Üreticinin TATLICA adını verdiği bu şarap aynen yukarıda yazdığım gibi hasat sonrası Eylül ayı boyunca toplandığı sepetlerde gölgede kurutulmaya bırakılmış Kalecik Karası üzümlerinin fermantasyonu ile yapılmış. Bir miktar rezidüel şekerin korunarak alkolün çok yükselmesine izin verilmeden (%14,9º) üretilen bu yarı tatlı “passito” tipi şarap , sonrasında 1 yıl Fransız Meşe fıçılarda ve bir 6 ayda şişede dinlendikten sonra tüketime hazır hale getirilmiş. Oldukça güzel ve yerinde bir çaba doğrusu. Mutlaka üzerinde durulmalı ve pek çok denemeler yapılmalı. Vinkara bağlarındaki Kalecik Karası alanı düşüldüğünde deneysel pek çok çalışma yapılabileceğini düşünüyorum.

———————————————————————————————————–

Vinkara Tatlıca 2011

STİL: Yarı Tatlı Doğal Kırmızı Şarap (passito) (%14,9º)

BÖLGE: Ankara-Kalecik

BAĞ: Vinkara Bağları

ÜZÜM: %100 Kalecik Karası

MEŞE: 1yıl Fransız Meşe

————————————————————————————————————

4 (****):Vişne çürüğü röfleli boyu bordo. Burunda yoğun pekmez, karamel, toprak kokulu. Damakta orta üstü gövdeli. Damakta alkol kendini hissettirse de güçlü asidite ile iyi dengelenmiş. Bitime uzanan kısımda da tatlımsılık başlıyor. Bitimde şekerli-tatlı ve tanenden gelen acımtrak duyuları bir arada hissettiriyor.

2 views

Şaraplar, Tadım Notları kategorisine gönderildi | Kalecik, Kalecik Karası, Kurutulmuş Üzüm, Passito, Vinkara, Yarı Tatlı Şarap ile etiketlendi | Yorum bırakın
Tomurcukbağ Trajan Boğazkere 2012
Umut Özdemir tarafından 24 Aralık 2013 tarihinde gönderildi
fotografrjKalecik Karası’nın yeniden doğuşuna yıllarca emek veren hocamız Prof. Dr. Y.Sabit Ağaoğlu ve eşi Gülcihan Ağaoğlu, Tomurcukbağ markası ile çıkardıkları şarapları dışarıdan da üzüm alarak çeşitlendirmeye devam ediyorlar. Boğazkere ‘nin anavatanı olan Diyarbakır-Çermik yöresinden gelen üzümlerden ve bu üzüm için sanırım ilk kez olarak vahşi mayalarla doğal fermentasyon yöntemi kullanılarak şarap yapılmış oluyor. Tomucukbağ’dan Trajan alt markası ile monosepaj Boğazkere, yanında Kalecik Karası şarabı ile kupaj şeklinde 2 farklı kırmızı sek şarap tüketime yakın geçmişte sunuldu. Çoğu insana ve bana göre Boğazkere en iyi yerli şaraplık üzüm türümüz. Özellikle orijinal Çermik yöresi Boğazkere’si hem olgun tanen yapısı hem kompleks rustik burun yapısı ile elbette her zaman bir adım daha öne çıkmakta. Bölgede minimum ilaçlarla veya organik yöntemlerin kullanıldığı bildiğim kadarıyla bir Boğazkere bağı yok. Üstelik üzümün uzak kilometreler taşınması da kalite için büyük bir handikap. Dolayısı ile üzüm çok iyi olsa bile mükemmel bir Boğazkere şarabı mevcut potansiyeline rağmen şu zamanda oldukça güç. Yine de vahşi mayalarla yapılan bu şarabı ben çok merak ettim doğrusu. Umarım birgün kendi yöresinden de şöyle sağlam bir şato şarabını da içmek nasip olur. Sabit hocayı emeklerinden ve özgün denemelerinden dolayı kutluyorum. İlgiyle takip etmeye devam edeceğim.

———————————————————————————————————–

Tomurcukbağ Trajan Boğazkere 2012

STİL: Kırmızı Sek Şarap

BÖLGE: Diyarbakır-Çermik

BAĞ: ?

ÜZÜM: %100 Boğazkere (vahşi-doğal mayalarla spontan fermentasyon)

MEŞE: yok

———————————————————————————————————–

86 PUAN: Mor röfleli koyu yakut renkli. Burunda siyah kiraz, vişne ve tatlı baharat kokulu. Damakta orta gövdeli, tanenleri olgun ve güçlü, meyvemsi ancak bir miktar asidite öne çıkıyor. Bu nedenle bitim orta uzunlukta ve sivrice.

2012 Kalecik Karası & Boğazkere kupajı ise bence daha dengeli ,zarif bir gövdeye, akıcı bir içime sahip bir kupaj şarap. Dokusu biraz zayıf kalsa da Kalecik Karasını bir tık yukarıya taşımayı başarmış. (87 PUAN)

23 views

Şaraplar, Tadım Notları kategorisine gönderildi | Boğazkere, Diyarbakır, Tomucukbağ ile etiketlendi | 3 yorum
Cezz Libero 2012
Umut Özdemir tarafından 19 Aralık 2013 tarihinde gönderildi
download czzDeğerli sinema ve tiyatro oyuncumuz “Cezmi Baskın” üstadımızın CEZZ markası ile çıkardığı ve 2012 rekoltesi olan 2 farklı kupaj kırmızı şarabını tatma şansı buldum. Her iki şarap da yine 2011 rekoltesinde olduğu gibi Cezz ‘in Bozcaada’daki bağlarından gelen üzümlerle yapılmış. Cezz Libero 2012 Malbec&Syrah, Cezz Neandria 2012 ise Cabernet Sauvignon&Syrah kupajı kırmızı sek şaraplar. Her ikisi de 1 ‘er yıl Fransız Meşe fıçılarda olgunlaştırılmış. Bu arada Cezmi Baskın, Kaz dağlarının kuzeyinde Bayramiç dolaylarında 300-350m rakım dolaylarında ve çok daha geniş bir alanda yeni bağlar oluşturmuş durumda. Burada da pek çok yerli ve yabancı üzüm türünde ( Boğazkere, Öküzgözü, Malbec, Viognier gibi) denemeler yapılmaktaymış. Bu durumda ilerleyen yıllarda Cezz ‘in ürün çeşitliliği de epeyce artacaktır elbette. Tadımını yaptığım 2 şarap da 2011 rekoltesi şaraplardan kalite olarak daha üstte duruyorlar. Ben genel olarak Neandria’yı içim için daha hazır, daha akıcı-keyifli bulsam da, Libero’nun meyve konsantrasyonu gövde ve doku olarak çok daha güçlü bir şarap olduğunu söylemeliyim. Elbette birkaç yıl sonra daha dengeli bir yapıya kavuşacaktır. Neandria ise bugünün bir şarabı birkaç yıl sonrası ise pek yok gibi. Genel görüşüm Malbec ‘in çok zor olan tanen kontrolünün bağdan başlayarak elbette çok daha sağlıklı yapılması gerekliliği.

———————————————————————————————————–

Cezz Libero 2012

STİL: Kırmızı Sek Şarap (alk %15º)

BÖLGE: Bozcaada

BAĞ: Cezz Bağları

ÜZÜM: Malbec (%60) & Syrah (&40)

MEŞE: 1 yıl Fransız Meşe

———————————————————————————————————–

87 PUAN: Derin siyahi tonlarda bordo renkli. Burunda egzotik baharatlar ve menekşe kokuları yoğun olarak algılanıyor. Damakta orta-üst gövdeli meyvemsi ancak alkol biraz önde tanenler ise biraz yeşilce. Bitim de bir miktar acımtrak baharatsı ve orta uzunlukta.

15 views

Tadım Notları kategorisine gönderildi | Bozcaada, Cezmi Baskın, Cezz, Malbec, Syrah ile etiketlendi | Yorum bırakın
Şatomet Bornova Misketi 2012
Umut Özdemir tarafından 19 Aralık 2013 tarihinde gönderildi
fotografşBiz zamanlar İzmir’de artık tükendi bitti diye üzüldüğümüz en eski antik üzüm türlerinin başında gelen “Beyaz Misket” ve ya yöresel adıyla“Bornova Misketi” üzümü ne mutlu ki artık bölgedeki hemen hemen her bir üreticinin bağlarında kendine yer buldu. Muscat’ın ana vatanı ya da en eski Muscat klonu diye tanıtabileceğiniz bir simgeniz varken doğrusu da bu zaten. İzmir Urla’nın en yeni butik üreticilerinin başında gelen ŞATOMET ‘de, Bornova Misketi üzerinde önemle duran bir şaraphane. Urla’nın Ovacık köyünde bulunan Şatomet bağlarında Bornova Misketi ciddi bir oranda yer almakta. Ben kişisel olarak sek Misket şaraplarını maalesef çok sevmiyorum. Hemen tamamında düşük asidite ile birlikte, bitimde illa ki bir acı tat damakta kalmakta. Yemek uyumu da bir o kadar zor. Bu durum belki de benim çok iyi bir örneğini tatmamış olmamdan da kaynaklanıyor olabilir. Ama sonuçta Fransa Alsace terruarını ülkemizde bir benzerini bulmak da elbette çok zor. Buna karşın özellikle yarı tatlı dömisek Misketleri (DLC Muscat, Urla Symposium) bana aperatif olarak yazın çok daha keyifli gelir. Tatlı-passito tarzında (LA passito, Doluca Safir gibi) yapılmış olanlar ise eğer çok ağdalı değillerse burunda baharı çağrıştıran çiçeksi yoğun kokuları ile yine çok keyif veren meditasyon şarapları şeklinde olabiliyorlar. Sonuçta şarap kültürümüz yükseldikçe, yurtiçi ve yurtdışı tüketicilerden talep geldikçe ve üreticilerin deneyimi arttıkça çok farklı tarzda işlenmiş Misket şaraplarını da zamanla ülkemizde bulmak mümkün olabilecek gibi.

942365_482709631810599_2027992107_nŞatomet için hem hocamız Prof Dr Metin Güner hem de değerli kızı Meltem Atalay‘a emeklerinden ve bilinçli yatırımlarından dolayı çok teşekkür ediyorum. 2012 rekoltesi Misket bir öncekinden en az bir gömlek daha üstte duruyor. Burunda daha tipik ve yoğun misket kokuları , damakta ise çok daha sağlam bir meyvemsi doku söz konusu. Belli ki birkaç rekolteye kadar şaraphane terasından ufukta gözüken Samos adasındaki kuzenlerini epeyce kıskandıracak düzeye erişecekler. Şatomet’in yazın tank örneklerini tattığım 2012 rekoltesi kırmızı şarapları da başta Shiraz olmak üzere son derece iyi yoldalar. Bu arada Şatomet’ten asıl sürpriz ise Urla’ya çok daha iyi uyum sağlama olasılığı bulunan Mourvedre ile gelecek yıllarda yaşanacak gibi. İzlemeye heyecanla devam edeceğim….

——————————————————————————————

Şatomet Bornova Misketi 2012

STİL: Sek Beyaz Şarap (alk %12,7º)

BÖLGE: Ege-İzmir-Urla-Ovacık

BAĞ: Şatomet Ovacık Bağları

ÜZÜM: %100 Bornova Misketi

——————————————————————————————-

89 PUAN: Açık sarı renkli. Burunda tipik ve yoğun misket. Beyaz çiçekler akasya papatya hanımeli kokulu. Damakta oldukça gövdeli meyvemsi dokusu sağlam ve asidite belirgin. Bitimde ki acımtrak tatlar dışında oldukça uzun kalıcılıkta. 2011 rekoltesinin bir kat üzerine çıkmış başarılı ve tipik bir sek Misket.

*Bu arada yeni etiketin öncekine göre çok çok daha güzel olduğunu belirtmem lazım.

Tomurcukbağ Trajan Boğazkere 2012

Kalecik Karası’nın yeniden doğuşuna yıllarca emek veren hocamız Prof. Dr. Y.Sabit Ağaoğlu ve eşi Gülcihan Ağaoğlu, Tomurcukbağ markası ile çıkardıkları şarapları dışarıdan da üzüm alarak çeşitlendirmeye devam ediyorlar. Boğazkere ‘nin anavatanı olan Diyarbakır-Çermik yöresinden gelen üzümlerden ve bu üzüm için sanırım ilk kez olarak vahşi mayalarla doğal fermentasyon yöntemi kullanılarak şarap yapılmış oluyor. Tomucukbağ’dan Trajan alt markası ile monosepaj Boğazkere, yanında Kalecik Karası şarabı ile kupaj şeklinde 2 farklı kırmızı sek şarap tüketime yakın geçmişte sunuldu. Çoğu insana ve bana göre Boğazkere en iyi yerli şaraplık üzüm türümüz. Özellikle orijinal Çermik yöresi Boğazkere’si hem olgun tanen yapısı hem kompleks rustik burun yapısı ile elbette her zaman bir adım daha öne çıkmakta. Bölgede minimum ilaçlarla veya organik yöntemlerin kullanıldığı bildiğim kadarıyla bir Boğazkere bağı yok. Üstelik üzümün uzak kilometreler taşınması da kalite için büyük bir handikap. Dolayısı ile üzüm çok iyi olsa bile mükemmel bir Boğazkere şarabı mevcut potansiyeline rağmen şu zamanda oldukça güç. Yine de vahşi mayalarla yapılan bu şarabı ben çok merak ettim doğrusu. Umarım birgün kendi yöresinden de şöyle sağlam bir şato şarabını da içmek nasip olur. Sabit hocayı emeklerinden ve özgün denemelerinden dolayı kutluyorum. İlgiyle takip etmeye devam edeceğim.

———————————————————————————————————–

Tomurcukbağ Trajan Boğazkere 2012

STİL: Kırmızı Sek Şarap

BÖLGE: Diyarbakır-Çermik

BAĞ: ?

ÜZÜM: %100 Boğazkere (vahşi-doğal mayalarla spontan fermentasyon)

MEŞE: yok

———————————————————————————————————–

86 PUAN: Mor röfleli koyu yakut renkli. Burunda siyah kiraz, vişne ve tatlı baharat kokulu. Damakta orta gövdeli, tanenleri olgun ve güçlü, meyvemsi ancak bir miktar asidite öne çıkıyor. Bu nedenle bitim orta uzunlukta ve sivrice.

2012 Kalecik Karası & Boğazkere kupajı ise bence daha dengeli ,zarif bir gövdeye, akıcı bir içime sahip bir kupaj şarap. Dokusu biraz zayıf kalsa da Kalecik Karasını bir tık yukarıya taşımayı başarmış. (87 PUAN)

Foça Karası’nın İzinde

Foça Karası üzümünün izini sürmek için bu yaz Icarus’un kanatlarına atlayıp İkarya Adasına kadar uçtum. Kökeni antik Foça kenti (Phokaia)  olan ve buradan Foçalı denizciler tarafından bütün Akdeniz havzasına taşınan bu üzüm rivayet odur ki günümüzün pek çok üzümünün de atasıdır. Denizci bir halk olan antik Foçalılar bütün Akdeniz Karadeniz sahillerinde bugün de halen yaşayan büyük koloni kentler kurmuştur. Kuşkusuz bunlar içinde en ünlü olanı Fransa’nın Akdeniz’deki sahil kenti olan Marsilya’dır. Foça Karası mübadele öncesinde başta Foça olmak üzere İzmir kıyılarında büyük ölçüde Karafoça Şarabı olarak tanınan şarabın yapıldığı üzüm türüdür. Özellikle floksera salgını nedeniyle Avrupa’daki bağlar yok olunca batının şarap gereksinimi de uzun yıllar boyunca  Foça, Urla, Şarköy ve Kırkkilise gibi Osmanlı’da Rum nüfusun yoğun yaşadığı ve bağcılık şarapçılık geleneği olan kıyı kentlerimizden karşılanmıştır. 1923 nüfus mübadelesi sonrası ise Rum nüfusun yerine gelen Müslüman Türk toplulukları bağcılık bilmediği için tüm kıyı Ege ve Trakya’da üzüm bağları zaman içerisinde bakımsızlık ve hastalıklar nedeniyle harap olmuştur. Dolayısı ile Foça Karası gibi pek çok yerel üzüm türü de yok olup gitmiştir.

10 yıl önce Foça’da başta Volkan Sucukçu olmak üzere birkaç idealist insan bir hayalin peşinde Foça Karasının izini sürmeye başladılar. Foça dağlarında , Mordoğan ve Tekirdağ’daki milli koleksiyon bağlarında ve Limnos adasında Foça Karasını yeniden keşfedip edindikleri aşılarla asma çoğaltma çalışmalarına öncülük etmişler. Bugün Foça’daki deneme bağlarında Foça Karası yeniden hayat buluyor. Umarım kısa bir süre sonrada iyi bir Foça Karası şarabına  dönüşecekler.

Daha önce yazdığım “Kalabaki, Limnio,Fokiano ve Foça Karası üzerine” adlı yazıda Foça Karası üzümü ile Yunan adalarının Fokiano üzümü arasındaki yakın akrabalığa dikkat çekmiştim. Fokiano üzümü günümüzde tüm Ege adalarında (İkarya,Limni,Sisam,Sakız,Midilli,Kikladlar) Halkidiki ve Mora yarımadalarında çok yoğun olmasa da yetiştirilmeye ve şarap yapımında kullanılmaya devam ediyor.Yunan kaynaklarında etimolojik olarak Fokia’dan yani Foça’dan geldiği açıkça yazmakta. Dolayısı ile bizim Foça Karası olarak adlandırdığımız üzümün Yunanlıların Fokiano adını verdikleri üzümle aynı üzüm olmaları son derece akla yatkın duruyor. Üzüm bahsettiğim gibi tüm Ege adalarına yayılmış olsa da özellikle İkarya adasının ana üzümü olarak yaygın biçimde varlığını sürdürmekte. Adada mevcut 3 şaraphane tarafından da  şarapları yapılmakta.

İkarya Samos adasının batısında yer alan son derece dağlık bir Ege adası. Tarih boyunca çok ciddi bir yerleşimi hiçbir zaman olmamış. Ada halkı çoğunlukla balıkçılık, turizm ve kısmen tarım ile kendi halinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Hem bu Foça Karası konusu hem de bol ve taze deniz ürünlerinin varlığını bildiğim için yaz tatilimin  bir kısmını bu adada geçirmeye karar veriyorum. Samos’dan feribot ile adanın Evdilos limanına ulaşıyoruz. Konakladığımız  mevki ise adanın kuzey batısında küçük bir köy olan Armenistis.  Sonraki gün bir araç kiralayıp adayı ve bağlarını keşfe başlıyoruz. Hedefim adayı ve ada şaraplarını çok iyi temsil ettiğini düşündüğüm Afianes adlı şaraphaneyi bulmak, üzümü ve şarabını yerinde tatmak ve üzüm hakkında daha detaylı bilgilere ulaşabilmek. Bu amaçla Armenistis’den güneye doğru dağlık Raches yöresine yol alıyoruz. Sonunda 650 m rakımlı Profitis Elias köyünde Afianes şaraphanesine ulaşıyoruz. Burada şaraphanenin sahipleri olan Nikos Afianes Bey ve eşi Maria Karoutsoumükemmel derece iyi ve ilgili biçimde bizi ağırlıyorlar.

Afianes şaraphanesi 1997 yılında İkarya’da  kurulmuş. Kendi bağları sınırlı, çoğunlukla adanın Raches yöresindeki yüksek rakımlı farklı bağlardan üzümleri temin ediyorlar. Adada biri beyaz (Begleri) , diğeri kırmızı  (Fokiano) 2 farklı üzüm türü ağırlıklı olarak yetiştirilmekte. Afianes çok çok sevdiği Fokiano’yu beyaz, rose, kırmızı ve tatlı, her türlü şarabında kullanmakta. Ancak her şarabı her yıl tekrarlamıyorlar. Mevsimin ve üzümün durumuna göre bazı yıllar sek, bazı yıllar tatlı, bazı yıllar da meşede olgunlaştırıp rezerv şarabını yapmaktalar. Ben şaraphanenin rezerv Fokiano şarabı hariç (onu da yanımda getirdim) bütün şaraplarını yerinde tattım. Benim için çok çok ilginç ve sıra dışı tadım olduğunu kesinlikle söylemeliyim. Sadece Icarus Fokiano Rose 2010  şarabını geçiyorum çünkü onu çok da sevmedim doğrusu.

 

Icarus Fokiano 2009 (Sek Kırmızı Şarap): Renk bir kırmızı şaraptan istenilenin tam tersi son derece açık yakut tonlarında olması başlangıçta büyük bir hayal kırıklığı gibi. Muhtemelen orta-vasat bir ev şarabı tadacağınızı düşünüyorsunuz. Burun önce bu moral bozukluğunu ortadan kaldırıyor. Oldukça yoğun kuru gül, kırmızı çiçekler ve biraz da frambuaz dağ çileği kokuları son derece cezbedici. Ancak asıl sürprizi damakta yaşıyorsunuz. Orta gövdeli şarabın güçlü olgun tanenleri ve algılanan diri asidite çok şaşırtıcı düzeyde. Meyve iskeleti de sağlam olunca şarap siz uzun keyifli bir bitim sunuyor. Benim için kesinlikle ezber bozan bir şarap deneyimi oldu. Bana abartılı olmazsa Nebbiolo üzümünü ve Barolo-Barbaresco şaraplarını hatırlattı. Nikos Bey kendi deneyimleri ile bu  şarabın 10-12 yıl şişede olgunlaşabildiğini ifade ediyor.

Tama Fokiano 2009 (Doğal Tatlı Şarap): Fokiano üzümlerinin en az 40 gün gölgede kurutulmasından sonra fermente edilip sonra da meşe fıçılarda olgunlaştırılması ile elde edilen doğal tatlı şarap. Minimum 16,5 derece alkollü. Koyu kehribar sarısı renginde. Burunda kuru meyve ve çiçeksi tonlar bal aromaları çok yoğun ve hoş. Damak yine şaşırtıcı. Tatlılık  üzümün güçlü asit karakteri ile son derece başarılı dengelenmiş. Kesinlikle bayıcı değil aksine içimi de bitimi de çok keyifli. Samos’un , Santorini’nin hatta Pantelleria’nın bütün ünlü şaraplarından kesinlikle daha iyi. Bu üzüm sanki tatlı şarap yapımı için yaratılmış diyorsunuz. Bir kez daha hayran kalıyorum. Üstelik Maria Hanımın beraberinde  kendi yaptığı üzerine üzüm reçeli eklenmiş keçi peyniri ile mükemmel bir uyum sağlıyor. Her ikisine de doyamıyorum. Bravo doğrusu Maria Hanım ve Nikos Bey. Tebrik ve teşekkür ediyoruz.

 

Icarus Fokiano 2008 Reserve sınırlı sayıda üretilen bu kırmızı şarabı şaraphane dışında bulmak almak pek mümkün değilmiş. 1 yıl süre ile Fransız Meşe fıçılarda dinlenen şarap 14,5 derece alkollü ile de dikkati çekiyor. Ben de tatmadım. Ancak bu şarabı satın alıp yanımda Antalya’ya getiriyorum. En kısa sürede de tadıp izlenimlerimi aktaracağım.

Tadım sonrasında Afianes’in modern şaraphanesini ve şişe mahzenini geziyoruz. Nikos Bey ayrıca adanın geleneksel şarap yapım tekniklerini konusunda bizi bilgilendiriyor. Doğal kayaya oyulmuş üzüm ezmede kullanılan küv , toprağa gömülü küpleri ve bu  küplerden nasıl şarabın çekildiğini görüyoruz. Az da olsa sadece kendileri için hala bu tekniklerle şarap üretmektelermiş. Küçük bir Fokiano bağını ve üzümleri de inceledikten sonra vedalaşıp şaraphaneden ayrılıyoruz.

Ertesi gün Misket adası Samos’a geri dönüyoruz ve önümüzdeki 5 gün boyunca Misket şaraplarına doyuyoruz. Ama hiçbirisi İkarya’da tattıklarımız kadar bizi heyecanlandırmıyor doğrusu. Fokiano üzümü Samos’da da mevcut oysa. Ancak çok vasat bazı roselerin yapımında kullanılıyor. Gazoz kapağı ile kapatılmış bu şarapları tatmaya cesaret bile edemiyorum. Ancak tatilimin son gününde ise bir sürprizle karşılaşıyor veVakakis adlı Samos’lu yeni bir üreticinin şaraplarını keşfediyorum.  Muscat Blanc ve Avgoustiatis şaraplarını alıyorum ama nedense Erikaras üzümünden yapılan rose ve tatlı iki şarabını satın almıyorum. Sonra otelde internetten biraz araştırınca yine çok şaşırtıcı bulgularla karşılaşıp almamakla ne büyük hata ettiğimi de anlıyorum. Ama artık biraz geç oluyor. Erikaras üzümü Yunan kaynaklarına göre Fokiano üzümünün sinonimi. İrikarasadı da veriliyor yani bizim kıyılarımızda bir zamanlar çokça yaygın yetişen İrikaraüzümünün aynısı olmalı. Bugün ise sadece Denizli-Bekilli-Çal yöresinde varlığını bildiğim İrikara üzümü ile akrabalığı nedir acaba? Kafam karışıyor doğrusu. Bu kafa karışıklığını ancak genetik bilimsel analizler çözebilir sadece diye düşünüyorum. Oysa bugüne kadar hep merak etmişidir. Bizim Ege kıyılarımızda hiç kayda değer neden bir şaraplık kırmızı üzüm türü yok.  Mübadele mi, filoksera salgınları mı üzümlerimizi yok etti. Yanıtları  burnumun dibindeki adalarda gizliymiş meğer. Bizim Egeli üretcilerimizin şu Cabernet-Merlot-Syrah merakına biraz ara verip adalarda köklerini ve geleneklerini aramalarını gerektiğini düşünüyorum. Defalarca söyledik yazdık ne yapsanız yapın yabancı üzümlerle bu kadar sıcak Ege kıyılarından uluslararası piyasada kapışacak  dengeli, uzun ömürlü  bir şarap yapamazsınız!!! Olmazzz.

Foça Karası’nın İzinde

IMG_4663-300x300Foça Karası üzümünün izini sürmek için bu yaz Icarus’un kanatlarına atlayıp İkarya Adasına kadar uçtum. Kökeni antik Foça kenti (Phokaia) olan ve buradan Foçalı denizciler tarafından bütün Akdeniz havzasına taşınan bu üzüm rivayet odur ki günümüzün pek çok üzümünün de atasıdır. Denizci bir halk olan antik Foçalılar bütün Akdeniz Karadeniz sahillerinde bugün de halen yaşayan büyük koloni kentler kurmuştur. Kuşkusuz bunlar içinde en ünlü olanı Fransa’nın Akdeniz’deki sahil kenti olan Marsilya’dır. Foça Karası mübadele öncesinde başta Foça olmak üzere İzmir kıyılarında büyük ölçüde Karafoça Şarabı olarak tanınan şarabın yapıldığı üzüm türüdür. Özellikle floksera salgını nedeniyle Avrupa’daki bağlar yok olunca batının şarap gereksinimi de uzun yıllar boyunca Foça, Urla, Şarköy ve Kırkkilise gibi Osmanlı’da Rum nüfusun yoğun yaşadığı ve bağcılık şarapçılık geleneği olan kıyı kentlerimizden karşılanmıştır. 1923 nüfus mübadelesi sonrası ise Rum nüfusun yerine gelen Müslüman Türk toplulukları bağcılık bilmediği için tüm kıyı Ege ve Trakya’da üzüm bağları zaman içerisinde bakımsızlık ve hastalıklar nedeniyle harap olmuştur. Dolayısı ile Foça Karası gibi pek çok yerel üzüm türü de yok olup gitmiştir.

DSC03268-169x300
10 yıl önce Foça’da başta Volkan Sucukçu olmak üzere birkaç idealist insan bir hayalin peşinde Foça Karasının izini sürmeye başladılar. Foça dağlarında , Mordoğan ve Tekirdağ’daki milli koleksiyon bağlarında ve Limnos adasında Foça Karasını yeniden keşfedip edindikleri aşılarla asma çoğaltma çalışmalarına öncülük etmişler. Bugün Foça’daki deneme bağlarında Foça Karası yeniden hayat buluyor. Umarım kısa bir süre sonrada iyi bir Foça Karası şarabına dönüşecekler.

DSC03267-300x169 Daha önce yazdığım “Kalabaki, Limnio,Fokiano ve Foça Karası üzerine” adlı yazıda Foça Karası üzümü ile Yunan adalarının Fokiano üzümü arasındaki yakın akrabalığa dikkat çekmiştim. Fokiano üzümü günümüzde tüm Ege adalarında (İkarya,Limni,Sisam,Sakız,Midilli,Kikladlar) Halkidiki ve Mora yarımadalarında çok yoğun olmasa da yetiştirilmeye ve şarap yapımında kullanılmaya devam ediyor.Yunan kaynaklarında etimolojik olarak Fokia’dan yani Foça’dan geldiği açıkça yazmakta. Dolayısı ile bizim Foça Karası olarak adlandırdığımız üzümün Yunanlıların Fokiano adını verdikleri üzümle aynı üzüm olmaları son derece akla yatkın duruyor. Üzüm bahsettiğim gibi tüm Ege adalarına yayılmış olsa da özellikle İkarya adasının ana üzümü olarak yaygın biçimde varlığını sürdürmekte. Adada mevcut 3 şaraphane tarafından da şarapları yapılmakta.
IMG_4640-300x224 İkarya Samos adasının batısında yer alan son derece dağlık bir Ege adası. Tarih boyunca çok ciddi bir yerleşimi hiçbir zaman olmamış. Ada halkı çoğunlukla balıkçılık, turizm ve kısmen tarım ile kendi halinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Hem bu Foça Karası konusu hem de bol ve taze deniz ürünlerinin varlığını bildiğim için yaz tatilimin bir kısmını bu adada geçirmeye karar veriyorum. Samos’dan feribot ile adanın Evdilos limanına ulaşıyoruz. Konakladığımız mevki ise adanın kuzey batısında küçük bir köy olan Armenistis. Sonraki gün bir araç kiralayıp adayı ve bağlarını keşfe başlıyoruz. Hedefim adayı ve ada şaraplarını çok iyi temsil ettiğini düşündüğüm Afianes adlı şaraphaneyi bulmak, üzümü ve şarabını yerinde tatmak ve üzüm hakkında daha detaylı bilgilere ulaşabilmek. Bu amaçla Armenistis’den güneye doğru dağlık Raches yöresine yol alıyoruz. Sonunda 650 m rakımlı Profitis Elias köyünde Afianes şaraphanesine ulaşıyoruz. Burada şaraphanenin sahipleri olan Nikos Afianes Bey ve eşi Maria Karoutsou mükemmel derece iyi ve ilgili biçimde bizi ağırlıyorlar.
IMG_4637-224x300 Afianes şaraphanesi 1997 yılında İkarya’da kurulmuş. Kendi bağları sınırlı, çoğunlukla adanın Raches yöresindeki yüksek rakımlı farklı bağlardan üzümleri temin ediyorlar. Adada biri beyaz (Begleri) , diğeri kırmızı (Fokiano) 2 farklı üzüm türü ağırlıklı olarak yetiştirilmekte. Afianes çok çok sevdiği Fokiano’yu beyaz, rose, kırmızı ve tatlı, her türlü şarabında kullanmakta. Ancak her şarabı her yıl tekrarlamıyorlar. Mevsimin ve üzümün durumuna göre bazı yıllar sek, bazı yıllar tatlı, bazı yıllar da meşede olgunlaştırıp rezerv şarabını yapmaktalar. Ben şaraphanenin rezerv Fokiano şarabı hariç (onu da yanımda getirdim) bütün şaraplarını yerinde tattım. Benim için çok çok ilginç ve sıra dışı tadım olduğunu kesinlikle söylemeliyim. Sadece Icarus Fokiano Rose 2010 şarabını geçiyorum çünkü onu çok da sevmedim doğrusu.
IMG_4653-224x300 Icarus Fokiano 2009 (Sek Kırmızı Şarap): Renk bir kırmızı şaraptan istenilenin tam tersi son derece açık yakut tonlarında olması başlangıçta büyük bir hayal kırıklığı gibi. Muhtemelen orta-vasat bir ev şarabı tadacağınızı düşünüyorsunuz. Burun önce bu moral bozukluğunu ortadan kaldırıyor. Oldukça yoğun kuru gül, kırmızı çiçekler ve biraz da frambuaz dağ çileği kokuları son derece cezbedici. Ancak asıl sürprizi damakta yaşıyorsunuz. Orta gövdeli şarabın güçlü olgun tanenleri ve algılanan diri asidite çok şaşırtıcı düzeyde. Meyve iskeleti de sağlam olunca şarap siz uzun keyifli bir bitim sunuyor. Benim için kesinlikle ezber bozan bir şarap deneyimi oldu. Bana abartılı olmazsa Nebbiolo üzümünü ve Barolo-Barbaresco şaraplarını hatırlattı. Nikos Bey kendi deneyimleri ile bu şarabın 10-12 yıl şişede olgunlaşabildiğini ifade ediyor.
IMG_4646-224x300 Tama Fokiano 2009 (Doğal Tatlı Şarap): Fokiano üzümlerinin en az 40 gün gölgede kurutulmasından sonra fermente edilip sonra da meşe fıçılarda olgunlaştırılması ile elde edilen doğal tatlı şarap. Minimum 16,5 derece alkollü. Koyu kehribar sarısı renginde. Burunda kuru meyve ve çiçeksi tonlar bal aromaları çok yoğun ve hoş. Damak yine şaşırtıcı. Tatlılık üzümün güçlü asit karakteri ile son derece başarılı dengelenmiş. Kesinlikle bayıcı değil aksine içimi de bitimi de çok keyifli. Samos’un , Santorini’nin hatta Pantelleria’nın bütün ünlü şaraplarından kesinlikle daha iyi. Bu üzüm sanki tatlı şarap yapımı için yaratılmış diyorsunuz. Bir kez daha hayran kalıyorum. Üstelik Maria Hanımın beraberinde kendi yaptığı üzerine üzüm reçeli eklenmiş keçi peyniri ile mükemmel bir uyum sağlıyor. Her ikisine de doyamıyorum. Bravo doğrusu Maria Hanım ve Nikos Bey. Tebrik ve teşekkür ediyoruz.
DSC03263-300x169 Icarus Fokiano 2008 Reserve sınırlı sayıda üretilen bu kırmızı şarabı şaraphane dışında bulmak almak pek mümkün değilmiş. 1 yıl süre ile Fransız Meşe fıçılarda dinlenen şarap 14,5 derece alkollü ile de dikkati çekiyor. Ben de tatmadım. Ancak bu şarabı satın alıp yanımda Antalya’ya getiriyorum. En kısa sürede de tadıp izlenimlerimi aktaracağım.

Tadım sonrasında Afianes’in modern şaraphanesini ve şişe mahzenini geziyoruz. Nikos Bey ayrıca adanın geleneksel şarap yapım tekniklerini konusunda bizi bilgilendiriyor. Doğal kayaya oyulmuş üzüm ezmede kullanılan küv , toprağa gömülü küpleri ve bu küplerden nasıl şarabın çekildiğini görüyoruz. Az da olsa sadece kendileri için hala bu tekniklerle şarap üretmektelermiş. Küçük bir Fokiano bağını ve üzümleri de inceledikten sonra vedalaşıp şaraphaneden ayrılıyoruz.
DSC03256-300x169 Ertesi gün Misket adası Samos’a geri dönüyoruz ve önümüzdeki 5 gün boyunca Misket şaraplarına doyuyoruz. Ama hiçbirisi İkarya’da tattıklarımız kadar bizi heyecanlandırmıyor doğrusu. Fokiano üzümü Samos’da da mevcut oysa. Ancak çok vasat bazı roselerin yapımında kullanılıyor. Gazoz kapağı ile kapatılmış bu şarapları tatmaya cesaret bile edemiyorum. Ancak tatilimin son gününde ise bir sürprizle karşılaşıyor ve Vakakis adlı Samos’lu yeni bir üreticinin şaraplarını keşfediyorum. Muscat Blanc ve Avgoustiatis şaraplarını alıyorum ama nedense Erikaras üzümünden yapılan rose ve tatlı iki şarabını satın almıyorum. Sonra otelde internetten biraz araştırınca yine çok şaşırtıcı bulgularla karşılaşıp almamakla ne büyük hata ettiğimi de anlıyorum. Ama artık biraz geç oluyor. Erikaras üzümü Yunan kaynaklarına göre Fokiano üzümünün sinonimi. İrikaras adı da veriliyor yani bizim kıyılarımızda bir zamanlar çokça yaygın yetişen İrikara üzümünün aynısı olmalı. Bugün ise sadece Denizli-Bekilli-Çal yöresinde varlığını bildiğim İrikara üzümü ile akrabalığı nedir acaba? Kafam karışıyor doğrusu. Bu kafa karışıklığını ancak genetik bilimsel analizler çözebilir sadece diye düşünüyorum. Oysa bugüne kadar hep merak etmişidir. Bizim Ege kıyılarımızda hiç kayda değer neden bir şaraplık kırmızı üzüm türü yok. Mübadele mi, filoksera salgınları mı üzümlerimizi yok etti. Yanıtları burnumun dibindeki adalarda gizliymiş meğer. Bizim Egeli üretcilerimizin şu Cabernet-Merlot-Syrah merakına biraz ara verip adalarda köklerini ve geleneklerini aramalarını gerektiğini düşünüyorum. Defalarca söyledik yazdık ne yapsanız yapın yabancı üzümlerle bu kadar sıcak Ege kıyılarından uluslararası piyasada kapışacak dengeli, uzun ömürlü bir şarap yapamazsınız!!! Olmazzz.

CAMPANİA ŞARAPLARI

I0000rN5rYcNC850-199x300 Campania günümüzde İtalyan şarap hiyerarşisinde Piedmont ve Toskana’dan sonra 3. sırada yer alan çok önemli bir bölge. Son 10 yılda şarapları dış pazarlarda yoğun ilgi görmeye başlamış olsa da aslında Campania’da şarap üretimi bin yıllardır süregelen bir gelenek. Yunan-Roma uygarlıklarının en ünlü ve en kaliteli şarapları kuşkusuz Campania şarapları idi. Günümüzde de bölge adeta bir antik üzüm deposu gibidir. Hemen her üzüm çeşidinin antik çağlara kadar uzanan bölgede bilinen bir geçmişi vardır. Pek çok Yunanlı ve Romalı şair-yazar bu üzümlere ve başta Falerno olmak üzere Campania bölgesi şaraplarına eserlerinde yoğun şekilde yer vermişlerdir.14257849-300x201 Campania’nın hemen her yöresi volkanik toprak yapısına sahiptir. Bunun nedeni günümüzde de aktif halde bulunan Vezüv yanardağının yüzbinlerce yıldır püskürttüğü küllerle Campania topraklarını mineral açıdan beslemesidir. Vezüv dışında Campi Flegrei, Roccamonfina dağı ve Ischia adası gibi volkanik aktiviteler sonucunda oluşmuş ve doğrudan volkanik kaynaklı toprak yapısına sahip bölgeler de söz konusudur.
michele-pariano-089-300x225 Günümüzde Campania şarapçılığını yukarılara doğru taşıyan ve dünyaca tanınmasını sağlayan, bölgede başlıca iki büyük üretici vardır. Mastroberardino Campania’nın eski ve klasik ; Feudi di San Gregorio ise yeni ve modern yüzünü temsil eden bölgenin önemli aktörleridir. Şarapları dünya pazarlarında da yaygın biçimde talep görmektedir. Buna karşın Fattoria Galardi ve Montevetrano gibi çok daha yeni üreticiler yarattıkları tek bir ürünle kısa süreler içinde dünya çapında kült haline gelmişlerdir.
1968-taurasi-203x300 Bu noktada Campania şarapçılığına büyük katkıları olan 2 önemli isimden de bahsetmek gerekir. Riccardo Cotarella İtalya’nın en önemli danışman önologlar arasındadır ve Campania’da Terra di Lavoro ve Montevetrano adlı bölgenin en önemli şaraplarının yaratıcısıdır. Cotarella halen bu üreticiler baş önoloğudur. Hemen her rekoltesi Robert Parker’ın dergisinden Campania’nın en yüksek puanlarını almaktadır. 1999-2006 yılları arasında ise bölgenin yenilikçi modern üreticisi Feudi di San Gregorio’da görev alarak başlıca şaraplarının yapımına ve onların marka haline gelmelerine büyük katkısı olmuştur. Diğeri ise Napoli Üniversitesinden Önolog Prof.Dr.Luigi Moio; 1995-1999 yılları arasında yine Feudi di San Gregorio’nun önologluğunu yapmış ve üreticinin en önemli şaraplarının yaratıcısı olmuş. Sonradan Campania’nın yok olmak üzere olan antik üzümlerinin ve saklı klonlarının peşine düşmüş, onları tekrar dirilterek İtalyan şarapçılığına kazandırmıştır. Caggiano, Cantina del Taburno ve Terre del Principe adlı üreticilerin danışman önologluğunu yaparak pek çok sıra dışı Campania şarabının oluşumuna imza atmıştır. Bu arada Quintodecimo adıyla kendi mülkünü ve bağlarını oluşturarak yine kısa sürede türünün en iyileri arasında gösterilebilecek şarapları yaratmıştır.
fotoÄŸraf-2-300x300
CAMPANIA’NIN ÜZÜMLERİ
grappolo_aglianico_01-300x300

SİYAH ÜZÜMLER:

1-Aglianico:Campania’nın en önemli siyah üzüm çeşididir. Aglianico gövdeli ,güçlü tanenleri olan ve yıllanabilir özellikte büyük şaraplara imza atabilmektedir. Bu açıdan tüm İtalyan üzümleri içinde de Nebbiolo ve Sangiovese birlikte ilk üçe giren üzüm türüdür. Yunan orijinli bir üzüm türü olduğu ve Yunanlı koloniler tarafından Güney İtalya’ya getirildiği düşünülmektedir. Aglianico adının da etimolojik açıdan Latince Helen üzümü anlamında “Vitis Hellenica” ya da “Ellenico” dan türetildiği bilinmektedir. Büyük Roma imparatorluğunun ünlü Falernian şaraplarının da başlıca üzüm türü olduğu düşünülmektedir. Bugün Campania’nın Avellino-Taurasi (Aglianico di Taurasi) ; Benevento-Taburno(Aglianico del Taburno) ve Caserta- Falerno del Massico bölgelerinde yoğun olarak yetiştirilmektedir. Üzüm Campania dışında Basilicata bölgesinin de ana siyah üzümüdür. Burada da “Aglianico del Volture” adıyla 2011 tarihli yeni bir DOCG statüsünde apelasyonu söz konusudur.

2-Piedirosso:Campania’nın ikinci yaygın ve önemli üzüm türüdür. Monosepaj örnekleri Aglianico’ya göre çok daha yumuşak tanenli, meyvemsi ,orta gövdeli ve içime daha hızlı hazır hale gelen şaraplardır. Özellikle Campania’nın yoğun volkanik toprak yapısına sahip Vesuvio, Campi Flegrei bölgelerinde daha ön planda yetiştirilmektedir. Vezüv yanardağı yamaçlarının ünlü kırmızı şarabı olan Lacryma Christi Rosso’nun yapıldığı üzüm türüdür. Bunun dışında düşük oranlarda Aglianico bazlı şarapların kupajlarına da eklenmektedir. Aynı üzüm Costa d’Amalfi, Campi Flegrei bölgeleri ve Ischia adasında “Per e’Palummo” adıyla da tanınmaktadır.

3-Sciascinoso:Campania’nın Irpinia, Vesuvio, Sannio ve Sorrento gibi bölgelerinde nadir olarak yetiştirilen siyah üzüm türüdür. “Olivella” adıyla da anılır. Çoğunlukla Aglianico bazlı şarapların kupajına çok az oranlarda katılmaktadır. Monosepaj örnekleri çok nadirdir.

4-Sirica:Eski bir Campania lacivert renkli üzümü. Irpinia’da çok çok nadir yetiştirilmektedir. Bugün sadece Feudi San Gregorio tarafından çok az miktarlarda şaraba işlenmektedir. Syrah karakterize benzer bir üzüm türü olduğu ifade edilmektedir.

5-Casavecchia:Caserta bölgesinin Pallagrello Nero ve Pallagrello Bianco ile birlikte antik 3 üzüm çeşidinden birisi. Roma döneminden bu yana bölgede bilinmesine karşın varlığı floksera salgını sonrası yok olmanın eşiğine gelmiş. Yerel inanışlara göre Pontelatone kentinde yıkık bir Roma evinin kalıntıları arasında keşfedilen ve çevresi 1 m’yi bulan yaşlı bir asmadan çoğaltılmış. Bu nedenle latincede eski ev anlamına gelen “Casa Vecchia” adı verilmiş. Üzüm bazı otörlere göre Roma döneminin ünlü şaraplarından olan “Trebunalum” bu üzüm türünden (trebulano) yapılmakta idi. 1990’lı yıllara kadar kimsenin aklına gelmeyen üzüm Peppe Mancini tarafından keşfedilerek şaraba işlenmeye başlamış. Bugün ise Campania üzüm ve şarapları içinde gittikçe artan saygınlığı söz konusudur.

6-Pallagrello Nero:Caserta bölgesinin Casavecchia ve Pallagrello Bianco ile birlikte antik 3 üzüm çeşidinden birisi. Pallagrello biri siyah ve biri beyaz üzümden oluşan bir aile. Roma döneminden bu yana bölgede varlığı bilinmektedir. Bazı otörler Romalıların Falerno şaraplarında adı geçen, Pilleolata üzümünün Pallagrello olduğunu yazmaktadır. 18. Yüzyılda “İki Sicilya Krallığı” döneminde bölgede yaygın biçimde şarapları yapılmış ve Bourbon kraliyet ailesi üyeleri tarafından şarapları büyük itibar görmüş. Sonraki dönemlerde ise gitgide üretim sahası çok daralmış. Floksera salgınından sonrası ise yine yok olma aşamasına kadar gelinmiş. Bundan 20 yıl önce Peppe Mancini ve Alberto Barletta adlarında iki avukat arkadaşın üstün çabaları ile yeniden iken hayat bulmuş. Bugün monesepaj ya da bölgesinin diğer siyah üzümü olan Casavecchia ile kupaja girerek oluşturduğu şaraplar gitgide daha fazla merak uyandırmaya başlamıştır.

7-Tintore:“Costa d’Amalfi DOC” bölgesinin iç kesiminde yer alan Tramonti köyü çevresinde yetişen siyah bir üzüm türü. Yörede bugün yaşları 200’ü geçen Tintore asmalarına rastlanmaktadır. Öyleki dünyanın pre-phylloxera dönemlerden kalan en yaşlı asmaları Tintore çeşidine aittir denilebilir. Asmalar tüm Amalfi’de olduğu gibi teraslanmış dik yamaçlar üzerinde ve pergola(çardak) stilinde yapılandırılmıştır.

8-Moscio:Costa d’Amalfi bölgesinin Tromonti beldesinde yetişen çok nadir bir kırmızı üzüm çeşidi.

9-Guarnaccia: Campania bölgesinde bugün çoğunlukla Ischia adasında yetiştirilen Grenache klonu olan siyah üzüm çeşidi.
casa-d-ambra-campania-wines-37348-300x159 BEYAZ ÜZÜMLER:

1-Fiano:Campania beyaz üzümleri içinde en iyisi. Bazı yazarlara göre Roma döneminde adı geçen “Apianum” adlı şarabın üzümüdür. Burunda çiçek, bal,fındık ve baharatsı nüanslara sahip; gövdeli, şişede de gelişim gösteren ve yıllanabilen şaraplara imza atabilmektedir. Bölgenin meşe fıçı fermentasyon ve yıllandırma için ideal bir beyaz üzüm türüdür. Ayrıca başarılı passito tarzı şarap örnekleri de yapılmaktadır. Tüm Campania’da yaygın olsa da temelde Avellino-Irpinia bölgesinde yoğun olarak yetiştirilmektedir. Üzüm için aynı bölge içinde 2003 yılında “Fiano di Avellino DOCG” tanımlanmıştır. Apelasyon kuralları gereği Fiano şarapta en az %85 oranında yer almalıdır.

2-Greco:Campania’nın Yunan orijinli çok eski bir antik beyaz üzüm çeşidi. Pek çok beyaz üzüm türünün de atası olduğu düşünülmektedir. Tüm Campania’da yaygın olsa da temelde Avellino-Irpinia bölgesinde yoğun olarak yetiştirilmektedir. Şaraplarında burunda limon, beyaz çiçeksi aromalar algılanır ve damakta son derece mineraliteden zengin yapıdadır.Hem içim hazır hem de kısa süre için yıllanabilen lezzetli şaraplar ortaya koymaktadır. Üzüm için aynı bölge içinde 2003 yılında “Greco di Tufo DOCG” tanımlanmıştır. Apelasyon kuralları gereği Greco şarapta en az %85 oranında yer almalıdır. %0-15 ise bölgenin diğer üzümü olan Coda di Volpe tarafından kupajı tamamlanabilmektedir. Bunun dışında Calabria bölgesinde de üzüm için başka bir DOC apelasyonunu daha vardır.

3-Falanghina:Campania’da yaygın olarak gözlenen bir beyaz üzüm türü. Özellikle volkanik küllü topraklarda çok iyi sonuçlar vermektedir. Antik Falerno üzümlerinden birisidir. Avellino-Irpinia dışında Falerno del Massico, Costa d’Amalfi, Campi Flegrei ve Costa d’Amalfi DOC bölgelerinde de önemli miktarlarda yetiştirilmektedir. Amalfi bölgesinde “Biancazita” adıyla da tanınmaktadır. Son derece meyvemsi ve narenciye aromalarının baskın olduğu, asiditesi ve alkollü yerinde şaraplar verebilmektedir. Son yıllarda popüleritesi gittikçe artmakta olan bir türdür. Şaraplarının narin karakterinden dolayı yıllandırılmadan taze olarak tüketilmesi gerekmektedir.

4-Coda di Volpe:Campania’nın özellikle Vesuvio bölgesinde yetiştirilen beyaz üzüm türü. Roma döneminden buyana bölgede varlığı bilinmektedir. Adı da Latince tilki kuyruğu anlamına gelen tanımlamadan türetilmiştir. Napoli şehri yakınlarında Vezüv yanardağı etekleri üzümün ana vatanı konumundadır. Bölgenin önemli bir beyaz şarabı olan “Lacryma Christi Bianco”nun yapıldığı üzüm türüdür. Şaraplarında yoğun olmasada acı badem ve turunçgil aromaları hissedilir. Başka bölgelerde çoğunlukla kupajlarda kullanılmaktadır.

5-Biancolella:Başta Ischia adası olmak üzere Campania’nın Campi Flegrei , Capri adası, Costa d’Amalfi ve Sorrentina bölgelerinde yetiştirilen beyaz üzüm çeşidi. Amalfi bölgesinde “Bianca Tenera” adıyla da bilinir. En başarılı monosepaj şarap örnekleri sönmüş bir volkanik ada olan Ischia’da yapılmaktadır. Adanın da en önemli üzüm türüdür.

6-Forastera:Ischia adasına özgü yerel bir beyaz üzüm çeşidi. Çoğunlukla Biancolella ile kupaj şarapları yapılmaktadır. Monosepaj örnekleri daha nadirdir. İspanya’nın Kanarya adalarında gözlenen aynı isimdeki beyaz üzümle sinonim olduğu düşünülüyor.

7-Pallagrello Bianco:Caserta bölgesinin antik bir beyaz üzüm çeşidi. Bölgenin diğer antik üzümleri gibi floksera salgınını ile yok olmanın eşiğine gelmiş. Yaklaşık 20 yıl önce Peppe Mancini ve Alberto Barletta adlarında iki avukat arkadaşın üstün çabaları ile yeniden iken hayat bulmuş. Şarapları burunda tropik meyveler, portakal kabuğu ,kayısı gibi son derece zengin bir aroma profline ve damakta ise derin bir mineralsi güçlü bir yapıya sahiptir. Campania beyazları arasında yükselen bir yıldızdır.

8-Asprinio:Caserta bölgesinin Aversa kenti yakınlarında yoğun olarak yetiştirilen beyaz üzüm çeşidi. Üzüm için bölgede “Asprinia di Aversa DOC” tanımlanmıştır. Çoğunlukla köpüklü şarap yapımında kullanılan bir türdür.

9-Fenile:Costa d’Amalfi bölgesinin yalnız Furore beldesinde yetişen nadir bir beyaz üzüm çeşidi. Marisa Cuomo’nun Fiorduva adlı büyük şarabında %30 oranında kupaja katılmaktadır.

10-Ginestra:Costa d’Amalfi bölgesinin Furore ve Tromonti beldelerinde yetişen nadir bir beyaz üzüm çeşidi. Tramoni’de Biancolella ve Falanghina üzümleri ile kupajları yapılmaktadır. Marisa Cuomo Fiorduva (Furore) adlı şarapta ise yine %30 oranında işlenmektedir.

11-Ripoli:Costa d’Amalfi bölgesinin yalnız Furore beldesinde yetişen nadir bir beyaz üzüm çeşidi. Reisling benzeri karekterinde bir üzüm olduğu ifade ediliyor. Marisa Cuomo’nun Fiorduva adlı büyük şarabında %40 oranında kupaja katılmaktadır.

12-Pepella: Costa d’Amalfi bölgesinin Tromonti beldesinde yetişen çok nadir bir beyaz üzüm çeşidi. Küçük ve normal üzüm tanelerini bir arada barındıran salkımlara sahiptir.

13-Uva Rilla: İschia adasında görülen nadir beyaz üzüm türü.

14-San Leonardo: İschia adasında görülen nadir beyaz üzüm türü.

CAMPANIA’NIN ŞARAP BÖLGELERİ

DOCG: Fiano di Avellino, Greco di Tufo, Taurasi
DOC: Aglianico del Taburno and Taburno, Aversa, Campi Flegrei, Capri, Castel San Lorenzo, Cilento, Costa d’Amalfi, Falerno del Massico, Galluccio, Guardia Sanframondi or Guardiolo, Irpinia, Ischia, Penisola Sorrentina, Sannio, Sant’Agata de’ Goti or Sant’Agata dei Goti, Solopaca, Vesuvio
IGT: Beneventano, Campania, Colli di Salerno, Dugenta, Epomeo, Paestum, Pompeiano, Roccamonfina, Terre di Volturno
download-1-229x300 Taurasi DOCG: Campania’nın kuşkusuz en önemli apelasyonudur. Avellino-Irpinia sınırları içindeki bölge ortalama 400-500 m’lik rakıma sahiptir. 1993 yılında DOCG statüsü kazanmıştır. Aglianico üzümlerinden yapılan kırmızıları son derece güçlü ve yıllanma potansiyeli yüksek şaraplardır. Taurasi DOCG şaraplarında Aglianico şarapta en az %85 oranında bulunması ve 1 yıl süre ile de meşede olgunlaştırılması gerekmektedir. Riserva etiketli olanların ise tüketime sunulmadan önce, 18 ayı en az meşe fıçılarda olmak üzere toplamda en az 4 yıl yıllandırılmış olması gerekmektedir. Bölgenin en önemli ve klasik üreticisi olan Mastroberardino’nun Taurasi Riserva şaraplarının bazı rekoltelerine 100 yıllık ömür biçilmektedir.
3689165833_f626ef754b_b-200x300 Fiano di Avellino DOCG: Fiano üzümü için oluşturulmuş bir apelasyondur. 2003 yılında DOCG statüsü kazanmıştır. Apelasyon kurallarına göre Fiano şarapta en az %85 oranında yer almalıdır. Düşük oranlarda Coda di Volpe, Greco ve Trebbiano şarapta yer alabilen diğer üzüm çeşitleridir. Güçlü gövdeli ve şişede gelişim gösterebilen şarapları söz konusudur.
novaserra-300x200 Greco di Tufo DOCG: Greco üzümü için oluşturulmuş bir apelasyondur. 2003 yılında DOCG statüsü kazanmıştır. Apelasyon Tufo beldesi ve çevresinindeki küçük bir yöreyi kapsar. Apelasyon kurallarına göre Greco şarapta en az %85 oranında yer almalıdır. Düşük oranlarda Coda di Volpe şarapta yer alabilen diğer üzüm çeşitidir. Aromatik ve mineral derinliği olan şarapları söz konusudur. Yıllandırma potansiyelleri vardır.

Irpinia DOC: Avellino bölgesinin antik adı olan Irpinia, içinde 3 DOCG apelasyonu da barındıran büyük bir apesyonu tanımlar.
eu_still_lacryma_b-295x300 Vesuvio DOC: Günümüzde de aktif bir volkanik yanardağ olan Vezüv’ün eteklerini kapsayan bölgedir. Mesihin gözyaşları anlamına gelen ünlü Lacryma Christi şarapları bu bölgenin üzümlerinden yapılmaktadır. Başlıca üzümleri Coda di Volpe, Piedirosso Sciascinoso’ dur. Bu üzümlerden kırmızı, beyaz ve roze şaraplar yapılabilmektedir. Lacryma “Christi del del Vezuvio Bianco DOC” %80 Cada di Volpe ; “Lacryma Christi del del Vezuvio Rosso DOC” %80 Piedirosso ve/veya Sciascinoso üzümlerinden en az oranda bulunmalıdır.
falerno-300x166 Falerno del Massico DOC: Falernum ya da Falerno dünyanın en eski şarap bölgelerinden birisidir. Roma impatarorluğunun da en ünlü ve en iyi şarapları Falerno bölgesinden çıkmakta idi. Pek çok Romalı şair ve filozof Falerno şaraplarının güzelliğinden yazılarında bahseder. Falerno 19-20.yüzyılda özellikle floksera salgınından sonra eski şöhretini kaybetse de son 20 yılda tekrardan hızlı bir yükseliş gözlenmektedir. Bugün bile Campania’nın en iyi kırmızı şaraplarının elde edildiği bölge haline gelmiştir. Önümüzdeki yıllarda ise Campania ve İtalyan şarapçılığı içinde çok üst düzey yerlere gelmesi olasıdır. Antik Falerno bölgesi tüm Kuzey Caserta bölgelerini kapsasa da günümüzde “Falerno del Massico DOC” olarak tanımlanan apelasyon, Campania’nın Caserta bölgesinin kuzey batısındaki Massico bağı çevresini kapsayan daha dar bir bölgedir. Apelasyonun kırmızı şarabında Aglianico %60-80, Piedirosso %20-40 oranlarında yer almalıdır. Apelasyonun en önemli şaraplarını Villa Matilde adlı üretici sunar. Apelasyon sınırları dışında Roccamonfina IGT ve Terre del Volturno IGT bölgeleri de antik Falerno toprakları içinde ve önemli şaraplara imza atan bölgelerdir.
bueapis-224x300 Aglianico del Taburno DOC: Benevento bölgesi içinde Taburno dağı eteklerini kapsayan Aglianico için oluşturulmuş Taurasi’den sonraki en önemli apelasyondur. Bölge ortalama 500-600 m gibi daha yüksek bir rakıma sahiptir. Aglianico şarapta en az %85 oranında yer almalıdır.
fotoÄŸraf3-197x300 Costa d’Amalfi DOC : İtalya’nın ve Campania’nın en fotojenik coğrafyalarından birisi olan ve Amalfi kıyılarını içeren bir apelasyondur. Benim de Campania şarapları için de en fazla ilgimi çeken şaraplar bu apelasyonu ürünü olanlar. Çok zengin bir üzüm çeşitliliğine sahip olan bölgede bugün bile floksera salgınından kurtulan ve 200 yaşını geçmiş asmalara sıklıkla rastlanmaktadır. Apelasyon Ginesta, Fenile, Ripoli, Pepella, Tramonti, Moscio gibi sadece buraya özgü üzüm türlerini barındırır. Bağlar dik yamaçlar üzerine teraslanmış alanda kurulmuş, asmalar ise bölgeye özgü biçimde pergola (çardak) stilinde oluşturulmuştur. “Costa d’Amalfi DOC” Tramonti, Furore ve Ravello olmak üzere 3 farklı alt bölgeye sahiptir. Müthiş güzellikte denize tepeden bakan bağları ile Marisa Cuomo bölgenin en önemli üreticisi konumundadır.

averna_49408_01-300x196Campi Flegrei DOC: Napoli kentinin hemen batısında ve aktif volkanik toprakları barındıran bir bölgedir. Phlegraean Fields olarak da adlandırılan bölge halen çok sayıda hidrotermal kaynakları ve volkanik krater göllerini içermektedir. Bölgenin temel üzümleri Piedirosso ve Falanghina ‘dır.

Penisola Sorrentina (DOC): Sorrentia yarımadasında geniş bir alanı içeren bölgedir. Aglianico, Piedirosso, Sciascinoso başlıca üretilen siyah üzüm çeşitleridir. En önemli şarabı ise “Gragnano” adı verilen bir miktar gazlı, serin tüketime uygun hafif kırmızı şaraplarıdır.

ischia_puntaimperatore_14-Monte-Epomeo-789-m-300x169Ischia DOC: Napoli körfezinin kuzey ucunda yer alan Ischia eski bir volkanik aktiviteler sonucu oluşmuş bir adadır. Başlıca Forastera, Biancolella Guarnaccia ve Piedirosso üzümleri adada yetiştirilir. Özellikle adanın batısında Epomeo dağı eteklerinde denize bakan teraslanmış alanlara bağlar oluşturulmuştur. “Ischia Rosso DOC” şarabı %40-50 oranında Guarnaccia ,%40-50 oranında, Piedirosso ve %0-15’de diğer yerel türlerden oluşmalıdır. “Ischia Bianco DOC” şarabı ise Forastera %45-70, Biancolella %30-55 ve %0-15 diğer beyaz üzümlerden oluşmalıdır.

Aversa DOC: Caserta’nın güneyinde yer alan Asprinio üzümü için oluşturulmuş bir apelasyondur. Özellikle köpüklü şarapları ile öne çıkan bir bölgedir.

CAMPANİA’NIN BAŞLICA ŞARAP ÜRETİCİLERİ VE ÖNEMLİ ŞARAPLARI
territorio_12-300x196 Fattoria Galardi: Campania’nın kült şarabı haline gelen şarabı Terra di Lavoro’nun üreticisi. Fattoria Galari bağları Campania’nın en kuzeyinde Caserta-Sessa Aurunca bölgesinde ve sönmüş bir volkan olan Roccamonfina dağının kuzeybatı yamaçlarında yoğun kestane ormanları ile çevrili, zengin bir biyoçeşitliliğe sahip bir 400 m rakıma sahip bir alanda yer alıyor. Volkanik bir terruarda yer aldığı için toprak mineralite yönünden son derece zengin. Bağlar ise 1991 yılında organik tarım esaslarına göre oluşturulmuş. Üreticinin İtalya’nın önde gelen önologlarından “Riccardo Cotarella” danışmanlığında ürettiği “Terra di Lavoro” adında tek bir şarabı mevcut. O da ilk rekotesi olan 1994 yılından bu yana otörlerin büyük takdirini kazanıyor. Son derece derinlikli, başarıyla yıllanabilen ve kesinlikle italyan şarapçılığının başyapıtlarından birisi.

*Terra di Lavoro (Roccamonfina IGT): Tüm İtalya’nın da en iyileri arasında gösterilen Campania’nın ve Güney İtalya’nın hiç kuşkusuz en önemli kırmızı şarabı. Üreticinin San Carlo köyü yakınlarında ortalama 400 rakımlı eğimli bağlarından, %80 Aglianico – %20 Piedirosso kupajı kırmızı sek şarabı. 12 ay yeni Fransız Meşe fıçılarda olgunlaştırılmış. Hemen her rekoltesi WA dergisi tarafından 95-97 puan aralığında notlandırılıyor.
montevetrano-2-300x199 Montevetrano: Campania’nın en ünlü ve en başarılı şaraplarından birisi. Kuşkusuz tüm Güney İtalya’nın da en iyi Cabernet Sauvignon bazlı şarabı. 1985 yılında sahibi bayan “Silvia Imparato“ Salerno kenti yakınlarındaki ailesinden kalan topraklarda kendi bağlarını yeniden oluşturmuş. Cabernet Sauvignon ve Merlot çeşitlerini bağda bulunan Aglianico anaçlarına aşılayarak bölge için de sıra dışı bir projeyi de başlatmış. Ünlü önolog “Riccardo Cotarella” danışmanlığında ürettiği ilk şarapları çok kısa sürede aldığı yüksek puanlar nedeniyle ülke dışında çok popüler olmuş. Üretici bugün de tek marka ve tek ürün olarak önolog Riccardo Cotarella danışmanlığında Montevetrano adıyla şarabını etiketliyor. Montevetrano bağları Salerno kentinin doğusundaki San Cipriano Picentino köyü sınırlarında yaklaşık 100 m rakımda yer alan biyolojik açıdan zengin bir mikroçevre içerisinde yer almakta.
VINOS-ITALIA-montevetrano07-300x199 *Montevetrano (Colli di Salerno IGT): %60 Cabernet Sauvignon, %30 Merlot ve %10 Aglianico kupajından oluşan güçlü ve gövdeli bir kırmızı şarap. Rekoltesine göre 10-14 ay süre ile yeni Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırılıyor. Hemen her rekoltesine WA dergisi tarafından 94-95 puan veriliyor. Güney İtalya’nın en iyi Bordeaux blend tarzı şarabı.

AVELLİNO-IRPİNİA BÖLGESİ
Malta-selections-015-300x225Feudi San Gregorio: Mastroberardino ile birlikte Campania’nın iki büyük üreticisinden birisidir. Kuşkusuz daha modern önolojik yaklaşımlarla ve zengin ürün çeşitliliği ile Campania’nın dünya çapında tanınmasına ön ayak olan üreticidir. Feudi’nin bugün Irpinia bölgesine yayılmış 300 hektarı aşan bağ alanları mevcuttur. Şarap üretim merkezi ise Avellino-Sorbo Serpico yakınlarında yer alan üreticinin başlıca şarapları 1999-2006 yılları arasında önolog Riccardo Cotarella danışmanlığında yapılmış. Şuan ise tam zamanlı önologlarla çalışan üretici Irpinia’nın yerel tüm üzümlerini kullanarak onlarca başarılı ve sıradışı şaraba imza atmaktadır.Önde gelen şarapları şunlardır:
FdSG_FdA-300x224*Serpico (Irpinia Aglianico DOC): Üreticinin üç farklı bağdan ve ortalama 100 yaşındaki seçme Aglianico asmalarından (pre-phylloxera) ürettiği old vine özel şarabı. %100 Aglianico ve 18 ay Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırılmış. WA dergisi tarafından hemen her rekoltesine 92 puan veriliyor.

*Piano di Montevergine (Taurasi Riserva DOCG): Üreyicinin %100 Aglianico tek bağ rezerv şarabı. 18 ay Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırılıyor. Her rekoltesi WA dergisi tarafından 93-95 puan aralığında notlandırılıyor. Apelasyonun önemli şaraplarından birisi.

*Patrimo (Campania IGT): Hem Campania’nın hem İtalya’nın en önemli ve en dikkat şaraplarından birisi. Başlangıçta tarihi bir bağın üzümlerinden çoğaltılarak , türü bilinmeden, tanımlanmamış varietal olarak şarabı üretilmiş. Sonradan yapılan genetik analizler sonrasında üzümün aslında bir Merlot olduğu anlaşılmış. Ne zaman nasıl bölgeye ulaştığı bilinmiyor. Patrimo bu durumda dünya’nın en eski Merlot klonlarından birisinin şarabı olma özelliğinde. Kuşkusuz Güney İtalya’nın en önemli Merlot’su. 24 ay süre ile Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırılmış. WA dergisi tarafından her rekoltesine 92-94 puan veriliyor.

*Sirica (Campania IGT): Campania’nın Roma döneminden kalan kaynaklarda adı geçen bugün ise kaybolmaya yüz tutmuş antik bir kırmızı üzüm türü olan Sirica; Feudi San Gregorio tarafından yeniden diriltilmiş. Henüz 700 şişe gibi çok çok kısıtlı bir şarap üretimi söz konusu

*Pietracalda (Fiano di Avellino DOCG): En iyi Fiano üzümlerinden seçilmiş apelasyonun en başarılı şaraplarından birisi.

*Privilegio (Irpinia Fiano Passito DOC):Üreticinin “Botrytis Infected” %100 Fiano üzümlerinden passito şarabı.
radiciriserva99-300x199 Mastroberardino: Campania’nın en büyük ve en köklü şarap üreticisi. Mastroberardino ailesi yaklaşık 130 yıldır bölgenin yerel üzümlerinden çok önemli şaraplara imza atmakta. Pek çok yerel üzüm çeşidini de günümüze taşıyarak apelasyonların şekillenmesine çok önemli katkıları olmuş. Bugün üretici Irpinia bölgesine yayılmış yüzlerce dönüm bağ alanına sahip. En önemli şarabı olan Taurasi Riserva; Campania’nın en klasik ve en iyi yıllanabilen şaraplarının başında geliyor. Öyle ki Taurasi Riserva’ların bazı rekoltelerine otörler 100 yıldan fazla ömür biçmekteler. Hemen tüm beyaz ve kırmızı şarapları kayda değer ürünler ve türünün en iyileri arasında. Başlıca dikkat çeken şarapları ise şunlar:
misteri_1wall-300x90*Taurasi Radici Riserva (Taurasi Riserva DOCG): Üreticinin Montemarano bağından %100 Aglianico. Tam 30 ay Fransız ve Sloven meşe fıçılarda olgunlaştırılmış. Aglianico ve Taurasi şaraplarının en tepe noktalarından. Özellikle 1958 ve 1968 rekolteleri halen yaşayan ve 100 yılı devirecek olan efsanevi İtalyan şarapları arasında. 2010 yılında yapılan dikey bir tadımda her birine WA dergisi tarafından 97 puan verilmişti. Aynı tadımda 1928 rekoltesinin (WA:95) bile sapasağlam ayakta kaldığı gözlenmişti.

*Taurasi Radici (Taurasi DOCG): Üreticinin Montemarano ve Mirabella Eclano bağlarından %100 Aglianico. 12-18 ay Fransız ve Sloven meşe fıçılarda olgunlaştırılıyor.

*Naturalis Historia (Taurasi DOCG): Üreticinin 40 yaşındaki Mirabella Eclano bağından %100 Aglianico . 18 Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırılıyor. Daha modern stilde yapılan bir Taurasi.

*Villa dei Misteri (Pompeiano IGT): Üreticinin antik Pompei kenti sınırları içinde volkanik toprak yapısına sahip küçük bağlarından, çok özel bir projenin ürünü. 90% Piedirosso ve 10% Sciascinoso kupajı bir kırmızı şarap. Çok kısıtlı bir üretimi mevcut ve Mastroberardino’nun en ilginç şaraplarından birisi. Villa dei Misteri Pompei’de yer alan freskleri ile ünlü bir Roma villası.
eu_still_riserve_campore-300x294Terredora: 1996 yılı İtalyan şarapçılığında çok büyük sansasyonel bir bölünmeye sahne oldu. Mastroberardino mülküne sahip iki kardeşten Lucio Mastroberardino, ailenin 125 hektarlık çok önemli bazı bağlarını da alarak kendine yeni bir şaraphane kurması ile Terredora markası doğmuş oldu. Terredora bugün 200 hektarı aşan bağ alanı ile Campania’nın da büyük üreticileri arasında yer almış durumda. Şaraplarının hepsi belli bir kalite çıtasının üzerinde olsa da özellikle Lacryma Christi şaraplarının başarısı ile dikkatleri çekiyor.
loggia_della_serra-7654-copia-300x199 *Taurasi DOCG Campore: Üreticinin Lapio bağlarından özel rezerv %100 Aglianico. 30 ay süre ile Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırılmış.

*Fiano di Avellino DOCG Campore: Üreticinin Lapio bağlarından özel rezerv %100 Fiano. %50 si 6 ay süre ile Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırılmış. Üzümün ve apelasyonun en iyi örneklerinden.

*Greco di Tufo DOCG Loggia della Serra: Üreticinin Montefusco bağından %100 Greco

*Fiano di Avellino DOCG Terre di Dora: Üreticinin Lapio ve Montefalcione bağlarından %100 Fiano şarabı.

*Lacryma Christi del Vesuvio Bianco DOC: Vezüv dağı eteklerindeki bağlardan %100 Coda di Volpe şarabı.

*Lacryma Christi del Vesuvio Rosso DOC: Vezüv dağı eteklerindeki bağlardan %100 Piedirosso şarabı. 8 ay sure ile Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırılmış.

Corvus Syrah 2007

Corvus’un monosepaj şaraplarından birisi de, bu yıl ilk olarak tüketime sunulan Syrah 2007 oldu. Tamamı Corvus’un Bozcaada Kocabağ bağlarından elde edilen üzümlerden yapılan bu tek bağ şarabının, yaklaşık 6 ay kavda beklettikten sonra tadımını gerçekleştirdim. Tüm Corvus şaraplarında olduğu gibi gene belli çitanın üzerinde bir şaraptı. Bu arada Corvus’un 2007 rekoltesi monosepaj diğer şaraplarını (Cabernet Sauvignon, Merlot, Malbec) ve Blend Bianco’yu da merakla heyecanla bekliyorum.

Corvus Syrah 2007
STİL: Kırmızı Sek Şarap
BÖLGE: Ege-Bozcaada
BAĞ: Corvus Kocabağ
ÜZÜM: %100 Syrah (Tek Bağ)
MEŞE: 12 ay Fransız Meşe
FİYAT: 60 TL

87

Renk koyu bordo. Burunda karabiber başta olmak üzere yoğun baharatsı kokular algılanıyor. Damakta dengeli ve orta gövdeli bir şarap. Meyvemsilik korunmuş. Bitim orta üstü uzunlukta ve baharatsı lezzette kalıcılığa sahip.

Yıl Sonu Analizlerim-Türk Şarapçılığı 2011

Bu yıl yine toparlayıcı olması açısından 2011 yılında tüketime sunulan şaraplar içinde benim çok beğendiklerimi , şarapçılık ve bağcılıkta beni heyecanlandıran gelişmeleri özetleyerek yazıya döküyorum. Geçen yıl bu satırları yazarken 2010 yılı Türk şarapçılığının milat yılı oldu demiştim. Şimdi de aynen öyle düşünüyorum ki gerçekten 2011 yılı Türkiye’de bağcılık ve şarapçılık adına inanılmaz gelişmelere sahne oldu. Kalite ve çeşit kendini iyiden iyiye göstermeye başladı artık. Üstelik fiyatlandırma konusunda da üreticiler arasındaki anlaşılmaz yarış kısmen şiddetini yitirdi. Fiyatlar hala çok yüksek olsa da en azından daha dürüst ve kaliteyle daha uyumlu fiyat politikaları yaratılmaya başlandığını gözlemleyebiliyoruz rahatça. Bir başka önemli farklılık ise internet ve sosyal medya üzerinden şarap konusunda büyük bir hareketliliğin yaşanması oldu. Şarap severlerin ve hobi amaçlı şarap tadımı yapan insanların, sosyal medyada yoğun biçimde görüşlerini yayınlaması, bir araya gelmeleri ve bu kanallarda bağcılık ve şarapçılık üzerine yapılan yoğun tartışmalar çok üst düzey seviyede yaşandı. Herkesin birbirinden çok şey öğrendiği bir yıl oldu 2011. Şimdi daha önce belirttiğim gibi sırası ile Türkiye’de 2011 yılı içinde tüketime sunulan ve tadıp benim çok takdir ettiğim şaraplar konusunda ve de bağcılık adına olan olumlu gelişmeleri aktarmaya çalışacağım. Elbette tüm bu yazacaklarım tamamen benim kişisel görüşlerim ve yalnızca beni bağlar. Her zaman belirttiğim gibi hataya da son derece açıktırlar. Eleştirilerden de asla gocunmam. Çok tatmak kadar çok okumanın da ; ön yargılardan uzak şekilde ve egoyu fazla yükseklerde tutmadan farklı görüşleri de dinlemenin bu konuda insanı fazlasıyla geliştirdiğine inanılıyorum.
TRAKYA , Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana Türk Şarapçılığının her zaman için önde gelen lokomotifi olmuştur. Ancak son 3-5 yılda ise bu özelliğini Ege bölgesine kaptırmak üzere idi. Büyüklü küçüklü pek çok üretici başta Denizli-Güney olmak üzere İzmir, Manisa yörelerinde de kendi bağlarını kurmuşlardı. Bu sene ise Trakya eski şöhretli günlerine hızla bir dönüş yaptı. Yakın geçmişte sadece Doluca, Gülor, Melen ve Umurbey ile temsil edilen Trakya bölgemiz, 2010-2011 döneminde pek çok yeni üretici ile tanıştı. Arcadia, Chateau Nuzun, Barbare, Gali oluşturdukları birbirinden güzel bağlardan ilk rekolte ürünlerini verdiler. Üstelik 2012 yılında Chateau Kalpak , İrem Çamlıca ve Suvla gibi daha da iddialı bazı yatırımların ilk sonuçlarını alacağız. Öyle gözüküyor ki Trakya artık bu birinciliği açık ara ile kimseye bırakmayacak.
2011 yılı Türkiye ‘de Organik Bağcılığın da öne çıktığı bir yıl oldu. Yakın geçmişe kadar sadece Küp Şarapçılık, İdol (LA Wines) ve Yücel Şarapçılık şarap üretiminde organik üzümleri kullanırken bu yıl Vinolus, Chateau Nuzun, Nusretbey ve Barbare kaliteleri ile son derece dikkat çeken organik şarapları piyasaya sundular. Üstelik Barbare, Biyodinamik bağcılık esaslarını da uygulayarak bu konuda bir adım daha öne çıkmış durumda. Umarım bu akımın 2012 ve daha ilerideki yıllarda da şiddetlenerek devamı gelir.

2011 yılındaki bir başka gurur verici gelişme de Türk bayan Önologların yarattıkları güzel şaraplarla tüm dünyada konuşulur hale gelmeleri oldu bence. Pendore Bağlarından Aslı Odman ve Vinolus’dan Güllü Kılıçaslan yaptıkları şaraplar hem ülkemizde uzun süre gündemde kaldı hem de pek çok uluslararası yarışmalardan bolca madalya almayı başardılar. Üstelik Vinolus’un sahibesinin de bayan olması (Oluş Molu) bir başka mutluluk verici unsur olarak dikkatimi çekiyor
Aslında geçen yıla kadar şarap yapımında özellikle yerleşik olmayan yabancı danışman önologların, emekleme aşamasındaki Türk şarapçılığı için çok önemli katkılarının olduğunu düşünürdüm. Ama bu düşüncem bu yıl kısmen değişikliğe uğradı. Bu önologlar belki şaraplarımızın yurtdışında tanınması, dikkat çekmesi ve pazar bulabilmesi için etkili olabilmekte. Ancak belki iç pazarı da düşünerek kendilerini çok iyi ifade edecek, çarpıcı şaraplar yaratmaktan çekindiklerini de düşünüyorum. Üstelik bu durum ne kadar daha sürdürülebilir ki. Danışmanlık hizmeti son bulduğunda bir anda şaraplarınızın vasat seviyeye inmesi ise içten bile değil. Sanırım öğrenme eğrisi yavaş bile olsa en iyisi, kendi toprağını, kendi üzümünü,kendi iklimini çok daha iyi tanıyan Türk bağcılarının sabırla kendi şaraplarını üretmeye devam etmesi. Bu bağlamda bağcılıkta bir başka terminolojiyi daha öğrenmiş olduk. O da VİGNERON. Yani kendi mülkünde, hiçbir danışmanlık hizmeti almadan kendi şarabını yapan, teruara saygılı bağcılar demek. Gündüz bağda çalışıp, gece tank başında sabahlayan bu insanlardan ülkemizde ilk aklıma gelen örnek isimler Urlice’den Reha Öğünlü, Chateau Nuzun’dan Necdet Uzun ve Likya’dan Burak Özkan.

—————————

Geçen yıl hiç iyi Cabernet Sauvignon bazlı bir şarabımızın olmadığından yakınmıştım. Pinot Noir, Merlot ise hayal demiştim. Bu yıl bana kalırsa Türk şarapçılığında yeni bir çığır açıldı. Yine bana göre ilk büyük Türk şarabı (Grand Cru da denilebilir) yaratılmış oldu. O da hiç kuşkusuz bana göre Chateau Nuzun 2009 . Birazda istemeden doğanın katkılarıyla (O yaz yağan şiddetli dolu nedeniyle bağların büyük oranda harap olması ve son derece düşük verim alınabilmesi nedeniyle) Necdet Bey son derece konsantre, zift gibi koyu ve derinlikli tek bir kupaj şarap elde etti. Yıllandıkça büyüyeceğini düşündüğüm bu şarap bu zamana kadar yapılmış belki de en iyi Türk şarabı olma niteliğinde . Bunun dışında 2011 yılı içinde ilk Türk Pinot Noir ‘ları da tattık nihayet. İlki yine Chateau Nuzun’dan 2008 ; ikincisi ise Likya Vineyards ‘dan 2010 rekolteli Pinot Noir şaraplar yılın en önemli sürprizlerinden birisi oldu . Özellikle burunda son derece kompleks bir aroma profili, kadifemsi güçlü bir doku ve bitter nüanslarına sahip uzun bitimi ile Likya Vineyards Pinot Noir 2010 yılın da en iyi şaraplarından birisi konumunda. Merlot konusunda ise bu yıl da yerimizde saydık. Ancak Gelibolu’da Merlot’ya kendini adamış yeni üretici dikkati çekiyor. Gali Vineyards toplam bağ alanının % 80’ninden fazlasını Merlot’ya ayırmış. Bu durumda kendilerinden önümüzdeki yıllarda iyi bir Merlot şarabı beklemek de hakkımız diye düşünüyorum.
2011 yılında Türk şarapçılığı adına, uzun dönemde çok önemli yansımaları olacak olan en önemli gelişme ise kayıp bazı yerel üzüm türlerine yönelik çabalar oldu. Özellikle Paşaeli adını on yıllardır pek duymadığımız bazı beyaz şaraplık üzümlerimizden yaptığı şaraplar bu yıl beni son derece heyecanlandırdı. Kolorko, Yapıncak ve Sıdalan üzümleri adeta mezarlarından yeniden diriltilip Paşaeli tarafından şaraba dönüştürüldüler. Bu açıdan Paşaeli benim için yılın en önemli üreticisi konumunda. Ayrıca Gökçeada’nın az bulunan ve yine kaybolmaya yüz tutmuş yerel üzümü Kalabaki adanın ilk ciddi şarap üreticisi olan Nusretbey tarafından ilk kez şaraba dönüştürüldü. İlk deneme olmasına ve bazı kusurlarına karşın özellikle renk ve gövde bakımından bu deneyim bana oldukça umut verdi diyebilirim. Son olarak da Urla şarapçılığın Urla çevresinin beyazı olan Gaydura ; Likya’nın ise Elmalı platosunun yerel siyah üzümü olan Acıkara üzerine yaptıkları çalışmaların sona doğru yaklaştığını da belirtmek lazım.

2011 yılında bazı eski üreticiler de önemli dönüşümler geçirdiler. Gerek oluşturdukları bağlardan üzüm elde etmeye başlamaları, gerekse yapılan yeni teknolojik yatırımlar şaraplarına da olumlu yansımaya başladı. Bu konu da bence en dikkat çekici gelişme Yazgan’da oldu. Türkiye’nin en eski şarapçılık markalarından olan Yazgan’ın 2010 rekoltesi Mahra ve diğer yeni seri monosepaj şarapları hepsi son derece temiz yapılmış, üzümlerin karakterlerini iyi yansıtan güzel şaraplar . Fiyat kalite performansları bakımından da Türkiye’nin bence mükemmel derecede en başarılı şarapları konumundalar. Bunun dışında Pamukkale Nodus serisi ile LA Wines’in ise Mon Reve serisi ile oluşturdukları tek bağ şarapları üreticilerinin şarap kalitelerini bir üst lige doğru taşımayı başardılar.
Bu yıl değil ama 2012 yılında ürünlerini tadacak olmamıza karşın 3 Trakyalı yeni üretici daha şimdiden çok konuşulmaya başlandı bile. İlki İrem Çamlıca Bağcılık ve Şarapçılık. Söze nasıl girmeli bilmiyorum ama şöyle başlayayım. İddialı olmak her konuda olduğu gibi şarap dünyası için de çok önemlidir. Ancak bunu yaparken komik duruma düşmeniz de son derece kolaydır. “Tek rakibim Şato Petrus” tarzında yapılan beyanlar vizyonunuzu hemen ele verir. Mustafa Çamlıca da benim gördüğüm iddiali bir üretici olacak. Ancak iddiasının altını bu kadar iyi dolduran bir başka üretici de tanımadım doğrusu. Vitikültür’den Meteroloji’ye; Önoloji’den Jeololoji’ye müthiş bir bilgi birikimi rehberliğinde, Kırklareli’nde Istranca Dağları eteklerinde, tek tek seçerek aldığı toplamda 600 dönüme ulaşan onlarca parsel bağ. Bu parseller için özenle seçilmiş, Albarino’dan Viognier’ye uzanan onlarca çeşit üzüm türü. Onlar kadar önemlisi ,dünyanın hemen bütün büyük şaraplarını rekolte rekolte tanıyan deneyimli ve iyi bir tadımcı. Mustafa Çamlıca ve İrem Şarapçılıkta hepsi bir araya geliyor. Henüz çok çok genç olan bağlardan ilk beyaz şaraplar yeni yılın ilk aylarında sanırım tüketime sunulabilecek. Kırmızılar için bir yıldan fazla bir zaman daha var gibi. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim Mustafa Bey Türk Şarapçılık tarihini yeni baştan yazacak gibi duruyor.
Ürünlerini yeni yılda tadabileceğimiz, yeni ve iddialı bir başka üretici de Şarköy yakınlarındaki Chateau Kalpak. Sahibi Bülent Kalpaklıoğlu ise bambaşka açıdan iddiasının altını doldurmayı başarıyor. Bu kez genç bağlardan değil emekle sabırla büyütülüp 20 yaşına kadar getirdiği bağlardan yaptığı ilk şaraplarını 2010 rekoltesi olarak henüz şişelemiş durumda. Şaraphanenin bile tüm iç ve dış peysajı şarapçılık için en ideal ve en estetik biçimde bütünüyle tamamlandıktan sonra üretime başlanmış. Üzümlerde ise sadece Bordeaux üzümleri tercih edilmiş. Böylesine olgun ve oturmuş bağlardan çıkacak kırmızı şarapları merakla bekliyorum doğrusu.

Yeni yılda şaraplarını tüketime sunacak 3. önemli diğer bir üreticimiz ise Suvla Şarapçılık. 2003 yılından bu yana Gelibolu yarımadası Eceabat yakınlarında 440 dönümlük organik şaraplık üzüm bağları oluşturulmaya başlanmış. Yine son derece ciddi ve pahalı bir yatırım . Bozokbağları adını verdikleri bağlardaki üzümlerin tamamı yabancı üzüm türlerinden oluşuyor. Bağlarda özellikle Grenache ‘a önemli ölçüde yer açılması bence anlamlı. Ancak yeni yılda Kuntra ve Kınalı Yapıncak gibi yerel türlerin dikimlerinin yapılacak olması daha da önemli bir haber.
En İyi Kırmızı Şaraplar:

1- Chateau Nuzun 2009: Chateau Nuzun’un organik sertifikalı Çeşmeli bağların yapılan sıra dışı bir yılın, sıra dışı bir şarabı. Bağlarına yağan şiddetli dolu nedeniyle o yıl dönüm başına sadece 75 kg verim alınabilmiş. %65 Cabernet Sauvignon, % 25 Merlot, %7 Syrah ve %3 Pinot Noir kupajı ve 13 ay Fransız Meşe fıçılarda yıllandırılmış. Zift renginde, damakta son derece konsantre derinlikli ve katmanlı , bitimi de oldukça uzun bir şarap. Yılın belki de tüm zamanların en başarılı, yıllanma potansiyeli en yüksek Türk şarabı.

2- Likya Vineyards Pinot Noir 2010: Güneybatıdan Akdağlar ve doğudan Beydağlarının 3000 m nin üzerine çıkan dorukları ile çepeçevre sardığı, ortalama 1000 m rakıma sahip olan Elmalı Platosu son derece etkileyici bir coğrafya. Üzümler Likya-Kızılbel Tümülüsünün güney eteklerindeki yaklaşık 5 dönümlük Pinot Noir parselinden geliyor. Yaklaşık 700 şişelik çok küçük bir parti. Şarap ise burunda son kompleks bir aroma profiline , damakta kadifemsi güçlü bir dokuya , bitter nüanslı uzun bir bitime sahip. Öyle ki hissettirdiği duygular ertesi güne sarkan bir kalıcılıkta. Son derece keyifli bir şarap.

Dikkat Çeken Başarılı Kırmızı Şaraplar:

*Vinkara Mahzen Kalecik Karası 2009: Vinkara bu yıl içinde çıkardığı Mahzen serisi ile dikkatleri üzerine çekmeye başardı. Özellikle Ankara Kalecik’teki kendi bağlarının en iyi parsellerinden seçtiği üzümlerle yaptığı ve Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırdığı Mahzen Kalecik Karası 2009 serinin en iyisi konumunda. Şarap son derece aromatik floral karakterde bir burun, standart Kalecik Karası şaraplarından daha fazla bir gövde, diri bir asidite ile uzun keyifli bir bitiş sunuyor. Vinkara’nın yatırımının ve motivasyonunun önemli bir kısmını Kalecik Karası’na ayırıyor olması son derece önemli. Vinkara, Yaşasın markası adı altında “Klasik Şampanya metodu” ile üretilmiş Türkiye’nin ilk doğal köpüren şarabını da yine %100 Kalecik Karasından yaptı ve bu ay tüketime sundu. Ayrıca en az 1 yıl sonra piyasaya çıkaracak olduğu kurutulmuş Kalecik Karası üzümlerinden yaptığı “Passito” tarzındaki şarabı da büyük bir heyecanla bekliyorum.

*Likya Vineyards Boğazkere 2010: Likya Kızılbel Bağlarından Boğazkere’nin potansiyelini ve ulaşabileceği noktaları çok iyi yansıtan bir şarap. Son derece egzotik bir burun, damakta sağlam bir doku, bitime doğru patlayan aromalar ile çok uzun bir bitişe sahip bir şarap. Yıllandıkça olumlu yönde farklılaşacak yapıda.

*Kavaklıdere Prestige Öküzgözü 2008: Öküzgözü’nün son dönemlerdeki en iyi örneği konumunda. Burunda mürdüm eriği ve kuru meyve tonları gibi karakteristik aromalar, damakta sağlam bir doku ve uzun baharatsı bir bitişe sahip. Sadece benim değil Jancis Robinson’ın da dikkatini çeken yılın en önemli şaraplarından birisi oldu.

*Paşaeli Serena Shiraz 2009: Biraz gölgede kalsa da benim çokca dikkatimi çeken bir şarap oldu. Paşaeli tarafından Alaçatı’daki tek bağdan gelen üzümlerle yapılıyor. Burun Shiraz için çok karakteristik, gövdeli, dokusu sağlam ve dengeli bir şarap. Yılın bence en iyi Shiraz’ı. Umarım devamı gelir ve yeni rekoltelerini de tadabiliriz.

*Barbare Elegance 2009: Ülkemizde Cheteaunuef du Pape stilinde yapılan ilk şarap. Grenache’ın gücünü göstermesi açısından çok önemli idi. Ülkemizde bir Akdeniz ülkesi olduğuna göre, bu üzüme sırt çeviriyor olmamız anlaşılmaz bir durum.

*Urla Tempus 2009: Urla şarapçılığın üzerinde önemle durduğu beş üzümden oluşan bir kupaj şarap. Aynı zamanda Robert Parker’ın hakkında yorum yaptığı ilk Türk şarabı. 2009 rekoltesi bence orta üstünde bir kaliteye sahipken, fıçıdan tattığım Merlot ağrılıklı 2010 örneği ise burunda ve damakta son derece kompleks bir yapıda ve çok daha üst kalitede. Daha şimdiden fazlaca konuşulmaya başlandı; yeni yılın merakla beklenen şarapların başında geliyor.

* Sevilen Centum 2008 : Tam bir klasik olma yolunda. Standardı hiç bozmuyor her zaman iyi ancak 2005 rekoltesinden sonraki en iyi rekoltesi bu yıl 2008 ile geldi.

En iyi Beyaz Şaraplar:

Beyaz şaraplar konusunda değerlendirmelerim biraz daha sınırlı kalabilir. Ama beni genel olarak heyecanlandıran ilk 3-4 beyaz şarap şöyle.

1- Vinolus Chardonnay 2009: Kapadokya’nın volkanik topraklarının mükemmel bir beyaz şarap terruarı olduğunun da kanıtlar şekilde Burgonya kıratında bir beyaz. Üzümler üreticinin organik bağından geliyor. Gövdeli yağlı bir doku, diri bir asiditeye sahip. Tüm zamanların en iyi Türk beyazlarından birisi.

2- La Wines Chardonnay-Chenin Blanc 2010: Kıyı Ege’nin tek organik bağı olan İdol bağlarından yapılıyor.%85 Chardonnay ağırlıklı bir kupaj. Burunda limonsu çeşniler hakim. Damakta diri bir asidite ve mineraliteye sahip. Yılın en iyi beyazlarından.

3- Umurbey Sauvignon Blanc 2009: Ülkemizin en iyi ve en istikrarlı Sauvignon Blanc şaraplarını yapan üreticisinden bugüne kadar yapılmışların en iyilerinden birisi. Yeni dünya stilinde. Son derece aromatik yapıda ve müthiş diri bir asiditeye sahip. Yapımcısı Jean Luc Colin’de en iyi şarabı oldu bence.

4- Yazgan Mahra Sultaniye-Emir 2010: Fiyat kalite performansı mükemmel. Burun son derece çiçeksi ve tropikal meyvemsi. Damakta da meyvemsi ve asiditesi yerinde. Bulursam restaurant’da ısmarlayacağım tek beyaz şarap olur.

En iyi Tatlı Şarap

**Urla Symposium 2010

En iyi Roze Şarap

**Paşaeli Roze Çalkarası 2010 (Çalkarasından tek bağ roze şarap)

Gali Merlot-Cabernet Franc 2009

Merlot sanırım iyi şarap yapmanın en zor olduğu türlerin başında geliyor. Merlot bağı oluştururken bölge ve toprak seçimini iyi yapmak gerekiyor. Heryerde ve özellikle sıcak iklimlerde hiç iyi netice vermiyor. Üstelik bağlarda çok kısa süreliğine ve umulmadık bir günde asit-şeker dengesine kavuşan üzümün hasat tarihi de son derece kritik. Üzüm tanelerini bağlarda gün ve gün çok yakından izlemeniz gerekiyor. Çünkü bir anda reçelsi ve yüksek alkollü dengesiz bir şarap yapma riskiyle karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Bu gibi nedenlerle ülkemizde bugüne henüz iyi bir Merlot örneği tadabilmiş değiliz. Ancak yıl sonuna doğru tanıştığımız yeni bir üretici umutlarımızı yeşertti doğrusu. Bunun nedeni GALİ markası ile çıkan bu üreticinin bütün enerjisini Merlot’ya adamış olması. Öyle ki Gelibolu’da oluşturduğu 240 dönümlük bağların %78′sini 3 klon halinde Merlot’dan; gerisi ise Cabernet Franc ve Cabernet Sauvignon’dan oluşuyor. Üstelik Gali pek fazla ürün çeşitliliği peşinde de değil. Sadece GALİ adıyla üst kalitede bir Merlot şarabı ve birde aynı bağdan EVRESHE adıyla ikinci kalite bir şarap dışında başka bir marka düşünmüyorlar. Sonuçta bu vizyon da kendilerinden umutlanmamız için oldukça yeterli gözüküyor.

Üreticinin KAVUR BAĞLARI adını verdiği bağlar, Gelibolu yarımadasının anakaraya bağlandığı, her iki denizi birden gören tepelik bir lokasyonda.Dolayısı ile hem Marmara hem Ege’den esen serinletici rüzgarlara tüm yaz boyunca oldukça açık. İçinde meşe fıçı mahzeni de bulunan ve yörenin doğal taşlarından yapılmış şaraphane ise biraz daha kuzeyde, Evreşe’de yer alıyor. Üreticinin ilk şarabı olan Gali 2009 yarı yarıya Merlot & Cabernet Franc kupajı. 6 ay boyunca Fransız meşe fıçılarda olgunlaştırılıp öyle şişelenmiş. Şarap omuzlu, ağır, gösterişli bir şişede ve oldukça şık bir etiket tasarımına sahip.

—————————–

Gali Merlot-Cabernet Franc 2009

STİL: Kırmızı Sek Şarap

BÖLGE: Trakya-Gelibolu-Demirtepe köyü-Doğan Arslan Mevki

BAĞ: Kavur Bağları

ÜZÜM: Merlot (%50) Cabernet Franc (%50) (Tek Bağ)

MEŞE: 6 ay Fransız Meşe

———————–

81

Renk koyu bordo. Burunda topraksı kokular çok hakim. Daha geriden deri, trüf mantarı,kurutulmuş et gibi yabanıl ve kompleks (ki bunlar benim bir şarap da arayıp da bulamadığım) aromalar hissediliyor. Damakta orta gövdeli ancak dokusu bir miktar zayıf kalıyor. Bitime doğru tanenler rahatsız edici düzeyde . Bitim ise bu nedenle kısa ve gevşek. Dinlenmekle daha dengeli bir yapıya kavuşacaktır diye düşünüyorum. En zorlu üzümlerden iddialı çalışma ortaya konmuş.. Burun emsallerine göre oldukça sıra dışı diyebilirim. Önümüzdeki rekoltelerde Merlot oranı şarapta arttıkça ve üreticinin deneyimi geliştikçe olumlu yönde beklentilerim de artacaktır.

Biyodinamik Bağcılık

sinsky-2-195x300 20. yüzyılda bilindiği gibi insanlığın doğaya etkileri yüzyıllarca sürecek düzeyde, olumlu olumsuz müdahaleleri oldu. Özellikle tarım alanında kullanılan kimyasal gübre ve ilaçlar sonucunda gıda olarak tüketilen bitkilerin hastalıklara olan direnci çok arttırıldı. Bunun sonucunda verim çok yükseldi ve çok daha zorlu koşullarda ve çok daha yaygın biçimde bu ürünler yetiştirilebilir hale gelindi. Meyveler boyut olarak büyüdü, renkleri ve şekilleri güzelleşti. Böylelikle dünya genelinde kıtlığa, yokluğa ve yoksulluğa çare bulunmuştu. Ama yıllar geçtikçe bazı şeylerinde kaybedildiği anlaşılmaya başlandı. İnsanların beslenme ve sağlık ilişkisi üzerine ciddi kaygıları ortaya çıktı. Bunlar bilimsel düzeyde de yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Dahası meyveler dışarıdan çok güzel gözüküyordu ama lezzet konusunda son derece zayıftılar. Doğanın tüm koku ve tatları yavaş yavaş yeryüzünden silinmeye başlamıştı. Tüm bu sağlık ve damak kaygıları sonucunda insanların doğaya dönüş çabaları ortaya çıktı. Terminolojik olarak ORGANİK olarak adlandırılan tarım ve hayvancılık esasları oluşturuldu. Buna göre belli bir alanda bitkisel ya da hayvansal ürünler elde edilirken doğaya son derece az müdahale edilmeliydi. Kimyasal yolla elde edilen ilaçlar , gübreler ve yemlerin bu bölgelerde kullanımı kısıtlandı. Sadece az sayıda doğal bazı ilaçların kullanılabilmesi söz konusu oldu. Sonuçta bu kurallara uygun olarak ürün elde edenlere başvurdukları takdirde ve tekrar tekrar kontrol edilmek kaydıyla belli kuruluşlarca organik gıda sertifikaları verildi. Bu ürünlerin tüm dünyada talep ve fiyatları da çok daha yüksek oldu. Elbette organik tarımda maliyet de çok daha yüksek olmaktaydı . Çünkü verim daha düşük, üretim aşaması çok daha riskli, ürün elde edilene kadar geçen zaman çok daha uzun ve organik gübre-ilaçlar çok daha pahalı idi. Üstelik her toprak organik tarım yapmaya da uygun olmayabilirdi. Hastalılara hassas nemli bir mikroklimaya ve toprak özelliklerine sahip bölgelerde organik tarım yapılması zaten mümkün olamıyordu. Tüm bunlara karşın yine de tüm dünyada bu zamana kadar organik tarım ürünlerine olan talep ve ilgi çığ gibi büyümeye devam etti.
5247950989_6d9e9a31f0_z-300x199
Elbette bağcılık ve şarapçılık da bu akımdan nasibini aldı. Tüm dünyada organik tarım esaslarına uygun olarak şaraplık üzüm bağları oluşturulmaya başlandı. Böyle üreticiler hemen dikkat çekmeyi başardılar ve gururla şaraplarını dünya pazarlarına sundular. Bugün yine tüm risklerine maliyet sorunlarına karşın organik bağ şaraplarının daha sağlıklı, daha parfüme, daha meyvemsi , daha karakteristik ve daha uzun ömürlü oldukları düşünülüyor. Talep de dolayısı ile gitgide yükselmeye devam ediyor. Ülkemizde ise yakın geçmişe kadar çok az bulunan organik bağ şarapları bu yıl içinde önemli bir artış gösterdi. Küp Şarapçılığın ardından şuan için LA Wines, Chateau Nuzun, Barbare, Vinolus ve Nusretbey tamamı organik olan bağlar oluşturmuş durumdalar. Elde edilen şarapların ise hemen hepsinin belli bir kalite çıtasının üzerinde olduğu gözlemleniyor. Bu yazının esas konusunu oluşturan BİYODİNAMİK BAĞCILIK ise organik bağcılıktan çok daha öte ve çok daha çılgınca bir şey. Öncelikle şunu söylemek lazım organik bağcılık, biyodinamik bağcılığın zaten bir ön koşulu; olmazsa olmazı. Bunu şu yüzden yazıyorum çünkü, (ancak ülkemizde telaffuz edilebilecek bir şey herhalde) organik olmadan “biyodinamik bağcılık yapıyorum yapacağım” iddiaları dile getirilebiliyor zaman zaman. Hayaldi bu da gerçek oldu anlayacağınız!

BİYODİNAMİK BAĞCILIK NEDİR?

Biyodinamik bağcılığın esası şu. Sadece doğanın enerjisini kullanarak kendi kendini idame ettiren, sürdürülebilir ,dışarıdan hiçbir maddenin doğal bile olsa girmediği ,dış dünyadan tamamen izole tutulan steril bir çevrede bağ oluşturmak . Ve sonuçta doğadan aldığını doğaya fazlasıyla geri sunabilmek. Bu sebeple organik bağcılıkta kullanımı serbest olan organik ilaç ve gübrelerin bile kullanımı burada söz konusu değil. İlaç gerekiyorsa da gübre gerekiyorsa da bunları o sahadan kendin yaratacaksın. Gübreler için bağlar çevresinde büyük baş ve küçük baş hayvanlar besleyecek , çevrenin doğal florasını zenginleştireceksin . Hayvanların dışkılarından, yabanıl otlardan, üzümlerden arta kalan sap ve kabuklardan mama hazırlar gibi besleyici ve ilaç niyetine kompostlar hazırlayacaksın. Zararlı olduğunu düşündüğün canlılar için doğal yırtıcılarının( yarasa, baykuş gibi) yaşam olanaklarını arttıracaksın. Böcekler için kendi elinle onları yok etmeyip sadece dikkatini başka yönlere çekebilmek için başka türlerden çiçek ve bitkileri (lavanta gibi) kullanacaksın. Asmaların hastalıklara olan direncini arttırmak ya da nemliliği azaltmak için doğadan bazı özel bitki çayları hazırlayacaksın. Yani aslında bir bağ değil büsbütün bir çiftlik yaratıyorsun. Ancak doğayla savaşmayan, onu yola getirmek için kavga etmeden sadece sessizce kendi kendine çekişmesine olanak tanınan bir çiftlik. Mikroorganizmalardan zengin bir toprak, yabanıl bitkiler, böcekler, yabanıl ve evcil hayvanları barındıran zengin bir biyoçeşitliliğe sahip ekolojik bir çiftlik. Ve tabi ki bu çiftliğe hiçbir teknolojik aygıt sokmuyorsun. Traktör yerine yüzyıl önce olduğu gibi sadece atlarla bağı sürebiliyorsun. Buradaki amaç ise toprağın fazlaca ezilmemesi. Daha uç örneklerinde ise tüm bağcılık faaliyetleri de ayın, güneşin ve yıldızların takvimine göre planlanıyor. Baştan dediğim gibi çılgınca ve bir o kadar da büyülü bir şey biyodinamik bağcılık. Gerçekten yapabilenlerin eline sağlık demekten başka bir şey diyemiyorum.
former_racehorse_stuart_pulls_a_ground_powered_spr_9908783494-300x225
PREPARAT VE KOMPOST HAZIRLIĞI:

Biyodinamik bağcılık çok yeni gibi gözükse de geçmişi insanlığın on bin yıllık tarım deneyimlerine uzanan ve buralardan beslenen bir tarım anlayışıdır. Modern kökenleri ise 1924 yılında Avusturyalı bilim adamı Rudolf Steiner tarafından ilk kez oluşturulmuştur. Son 20 yıl içinde de Fransız Nicolas Joly gibi bazı idealist bağcılar tarafından daha iyi ve daha doğal şarap yapabilme adına bu yöntemler bağcılıkta da kullanılır olmuş. Biyodinamik bağcılık için birçok yöntem olsa da istisnai temeli doğadan çeşitli preparat ve kompostlar hazırlamak üzerinedir. Kompost gübre demek değildir. Gübre direkt bitkilerin gelişimi için kullanılırken, kompost ise toprağın yapısını zenginleştirmek içindir. Yani dolaylı yoldan gübre etkisi elde edilmiş olur. Kompost belli bitkisel ve hayvansal artıklarından oluşan karışık yığınlarla, bazı preparatların birleştirilmesi sonucunda elde edilir. Yaklaşık 10 adet preparat hazırlama yöntemi mevcuttur. Kod numaraları ile anılan bu preparatların en ünlüsü ise 500 no’lu olanıdır.
500: (Horn Manure): Bir öküzün boynuzu sığır dışkısı ile doldurulup bağın bir köşesinde toprak içine sonbahar aylarında gömülür. İlkbahara kadar tutulan bu boynuzlar içinde sığır dışkıları fermente olurlar ve barındırdıkları mikroorganizma sayısı binlerce kat artar. Sonra dinamikleştirme safhasına geçilir. Bu boynuz topraktan çıkarılır saat 15 civarında içeriği yuvarlak bir kap içinde ılık suyla karıştırılır. Ve akşam üstü geç saatlerde oluşturulan bu sulu içerik bağa serpilir. Böylelikle toprağın humus formasyonu zenginleştirilmiş olmaktadır.
BD501takingout-208x300
501: (Horn Slica) Parçalanıp toz haline getirilen toz kuartz yine öküz boynuzu içine doldurulup ilkbaharda toprak içine gömülür. Sonbaharda çıkarıp yine sulandırılarak karıştırılır. Sonrasında bulutlu bir günün sabahı asma yaprakları üzerine püskürtülür. Amaç nemliliği azaltıp mantar hastalıklarının önüne geçmektir. Ayrıca fotosentezi de güçlendirdiği bilinmektedir.

508 : Atkuyruğu bitkisi küfler ve mantar hastalıkları için direkt üzümlere sprey olarak hazırlanır.
Kompost Oluşturma:

Civanperçemi (502), Papatya (503), Isırgan otu (504), Meşe kabuğu (505), Karahindiba (506), Kedi otu (507) gibi çiçekler farklı farklı şekillerde fermente edilirler. Sonrasında belli miktarları su içinde karıştırılıp bir nevi bitki çayı oluşturulur. Daha sonra bu bitki çayı evcil hayvan dışkısı, saman, üzümün arta kalanlarından (sap,çöp,kabuk,çekirdek) oluşan karışık yığınların merkezine, oluşturulan kanallardan dökülür. Kompost yığınının merkezinde ısı oldukça yüksektir bu da mikrobiyolojik çoğalmayı hızlandırıran bir etmendir. Böylelikle bir yılın sonunda KOMPOST adı verilen tamamen organik bir gübre çeşidi elde edilmiş olur. Bu da büyümeyi stimüle etmek ve dayanıklılığı arttırmak amacı ile asma diplerine sunulur.

Bir preparat örneği: 502; Bir geyiğin kurutulmuş idrar kesesi içine Civanperçemi çiçekleri yazın doldurulur sonrasında kışın toprağa gömülüp baharın çıkarılır.Picture_389-300x199
BİYODİNAMİK BAĞCILIK İÇİN YAPILAN İŞLEMLER:
untitled
* Bağ alanının dışında bitki çeşitliliğinin arttırılması. (Floranın zenginleştirilmesi) ( Lavanta tarlaları oluşturulması, zeytin bahçeleri ve diğer bazı ağaç ve çiçeklerin ekilmesi)

* Bağ sıraları aralarına ihtiyaca göre toprağı kaplayan otların ekilmesi. Bunlar şiddetli yağmurlarda toprağı stabilize eder, kuraklık dönemlerinde nemliliği sağlarlar, toprağın humus formasyonunu zenginleştirirler ve evcil havyanlar için besin kaynağı olurlar

* Çiftlikte sığır, koyun gibi evcil hayvanlara yer açarak onların dışkılarından kompost yapımında faydalanmak. (Onların yemlerinin bile organik olması kaydıyla)

* Zararlı böcek ve kemirgenlere karşı vahşi doğal yaşamı da teşvik etmek. ( Yarasa, baykuş, atmaca yuvaları oluşturmak gibi)

*Kompostlar, Spreyler hazırlamak

* Bağların sadece atlarla sürülmesi ve havalandırılması.

*Güneş ve ay döngülerine göre bağcılık faaliyetlerini yürütmek.IMG_2013-200x300Biyodinamik bağcılıktan söz ederken bu akımın en şiddetli savunucusu ve yayınladığı bir çok kitap ile de bu işi tüm dünyaya öğreten Nicolas Joly ‘den bahsetmeden olmaz elbette. Fransa’da Loire Valley- Savennieres apelasyonunda Coulee de la Serrant adlı Chateau’nun sahibi. Tamemen biyodinamik ilkelere bağlı kalarak oluşturduğu Chenin Blanc bağlarından son derece sıra dışı buruna sahip şaraplara imza atmakta. Kendi görüşüne göre biyodinamik bağcılık, organik bağcılıktan farklı olarak her şeyi doğadan kendi kendine yapmasını beklemeden, uygun radyo frekansını ayarlar gibi doğaya ince ayarlar vererek onun işini yapmasında yardımcı olmaktır. Bugün dünyada biyodinamik tarım için DEMETER adı verilen bir sertifikasyon sistemi oluşturulmuş durumdadır. Son olarak şunu da belirtmek lazım; o kadar kurallara bağlı bağcılık aşamasında sonra şarap yapımı aşaması da bekleneceği üzere manüpülasyonlardan uzak, sadece doğal vahşi mayaların sadece kullanıldığı bir süreç. Bu noktada biyodinamik bağcılığın doğal şarap üretimi ile mutlaka taçlandırılması gerekiyor.Nicolas-Joly1-300x168
Ülkemizde ise herhangi bir sertifikaya henüz sahip olmasa da biyodinamik bağcılık ilkelerini kısmen uygulamaya çalışan tek bir üretici söz konusu; o da Trakyalı yeni üreticimiz BARBARE . Tüm risk, maliyet, zaman dezavantajlarına rağmen Barbare, üreticinin başarılı ve bu konuda deneyimli şarap yapımcısı Akın Gürbüz denetimindeki organik-biyodinamik bağlarından 2009 rekolteli ilk şarapları da geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkardı. Bakalım şarapların şişedeki gelişimleri organik şaraplardan beklendiği ve iddia edildiği gibi uzun ve olumlu olabilecek mi? Bence ilk sonuçlar şimdiden çok başarılı. Gerisini zaman gösterecek elbette. Sizlerin de organik ve biyodinamik bağcılıkla ile ilgili katkılarınızı merakla bekliyorum.

VIDEO (YouTube üzerinden)

————————————————-

KAYNAKLAR:

wineanorak.com

jpvwines.com

organicwinejournal.com

coulee-de-serrant.com

montinore.com

ceago.com

ediblecommunities.com

wikipedia.org

Chateau Nuzun Cabernet Sauvignon-Merlot 2008

Yakın zaman önce tümünü tattığım Chateau Nuzun’un 2008 rekoltesi monosepaj ve kupaj şarapları içinde en başarılı bulduğum ürün Cabernet Sauvignon-Merlot oldu. 2009 rekoltesinin başarısını da göz önünde bulundurarak şu yorumda bulunabilirim. Chateau Nuzun için Bordeaux kupajı stili üreticinin imzası olabilecek kalite düzeyine yaklaşıyor gibi. Bana göre Necdet Bey artık her rekoltede daha özel çalışılmış, iyi performans gösteren örneklerden, daha üst segment (Amiral gemisi) böyle bir ürün de ortaya koyabilir. Üstelik 2008 Cabernet Merlot kupajı bir 6 ay öncesine göre şişe de çok iyi bir gelişim göstermiş. Hem 2008 Cabernet-Merlot hem de 2009 Chateau Nuzun rahatlıkla uzun süre yıllandırılabilecek şaraplar. Kısmen terruarın kısmen organik bağcılığın katkısı ile daha ilk rekoltelerden yıllanabilir özellikte şaraplar yapabilmeyi de üreticinin önemli bir başarısı olarak görüyorum. Kendi bağında yetiştirdiği organik üzümlerle , kendi mülkünde şato tarzında, terruara saygılı ve de en önemlisi tek başına danışmanlık almadan kendi şarabını yaratan Necdet Uzun ve Chateau Nuzun’u yeni yılda da yakından takip etmeye devam edeceğim.
Chateau Nuzun Cabernet Sauvignon-Merlot 2008

STİL: Kırmızı Sek Şarap

BÖLGE: Trakya-Tekirdağ-Marmara Ereğlisi-Çeşmeli Köyü

BAĞ: Çeşmeli Bağları (rakım 130 m)

ÜZÜM: Cabernet Sauvignon- Merlot (Tek Bağ) (Organik)

MEŞE: 10 ay Fransız Meşe

————————–

88:

Renk koyu bordo . Burunda yaban mersini , frenk üzümü, böğürtlen gibi siyah orman meyveleri oldukça baskın. Damakta orta üstünde gövdeli. dengeli ve meşe-meyve entegrasyonu oldukça başarılı. Dokusu sağlam ve yuvarlanmış güçlü tanenlere sahip. Bitim ise baharatsı ve orta düzeyde kalıcılıkta. Ülkemizdeki Bordeaux stilinin iyi bir temsilcisi olmayı başarıyor.